gladio etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gladio etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Mart 2010 Salı

4. BÖLÜM


P2'NİN HİKAYESİ

1981 yılında İtalya'da bütün dünyayı sarsan bir skandal patlak verdi. "Propaganda 2" adlı locanın, ülke içindeki inanılmaz kontrol gücü ve yapmış olduğu kirli işler ortaya çıkmıştı.


P2 (Propaganda 2), 1966 senesinde İtalya Büyük Şark Locası'nın o zamanki üstad-ı azamı Giordino Gamberini'nin emriyle kurulmuştu. P2'nin İsrail ve özellikle de Mossad'la olan "ittifakı"ndan, eski Mossad ajanı Victor Ostrovsky'nin The Other Side of Deception adlı kitabında bahsedilmektedir. Ostrovsky, bir Mossad-P2-Gladio bağlantısından söz ediyordu. Eski ajanın yazdığına göre Licio Gelli, yani P2 Mason Locası'nın ünlü üstadı, "Mossad'ın İtalya'daki müttefiki"ydi ve Gelli'nin yönettiği P2 ile, yine Gelli'yle yakın ilişkisi olan kontrgerilla örgütü Gladio da Mossad'la ittifak içindeydi. Mossad, Gelli-P2-Gladio bağlantılarını kullanarak 80'li yıllarda İtalya üzerinden silah ticareti yapmıştı.

İtalyan gizli servislerinde görevli P2 üyeleri Albay Viezzer, Albay Antonio La Bruno ve General Gianadelio Maletti İtalya'daki İsrail Lobisi'nin çekirdeğini oluşturuyorlardı. Latin Amerika Cuntaları ve CIA ile bağlantısı olan P2 Locası Başkanı Gelli'nin "Yedi Kızkardeşler" olarak bilinen Yahudi petrol şirketleriyle de ilişkisi olduğu bilinmekteydi. İtalya'nın İsrail taraftarı lobileri ve Mossad arasındaki bağlantı, İsrail'in de doğrudan P2'yle bağlantısını ortaya koyuyordu.

İsrail ile bu denli yakın ilişki icinde olan P2 olayının merkezinde, değişmez isimlerden Kissinger'ın da olduğunu Uğur Mumcu saptamıştı:
Bir Amerikan araştırma dergisi olan EIR, P2 Locası tarafından örgütlenen Monte Carlo Locası'nın (P2'nin 33.dereceye yükselmiş masonlardan oluşan üst konseyi) bütün dünyaya yayıldığını, bu locaya ABD eski Dışişleri Bakanları'ndan Henry Kissinger'ın da üye olduğunu söylemişti.1
P2 Skandalı'na karışan İtalya'nın en büyük bankalarından Banca Nationale Del Lavaro'nun üyeleri arasında İsrail Lobisi'nin en önde gelen isimleri olan Rothschild, Kissinger ve Rockefeller vardı.
Trilateral üyesi Raymond Barre de Banca Nationale Del Lavaro'nun Uluslararası Politika Konseyi'ne üye olmuştu. Bu bankada Edmond de Rothschild, onun kuzeni Leon Lambert, Henry Kissinger ve David Rockefeller gibi pek çok Trilateral üyesi vardı.2 Banca Nationale Del Lavaro, İtalya'nın en büyük bankaları sıralamasında en üstlerdeydi. Adı P2 Skandalı'na da karışmıştı. Trilateral'le ise yakın ilişkisi olduğu kesindi.
Licio Gelli, İtalyan Askeri Gizli İstihbarat Örgütü ile sıkı ilişkiler içindeydi. Hatta o zamanlar örgütün başkanı olan General Giuseppe Santovito, P2 Mason Locası'na kayıtlıydı. Ayrıca İtalyan Gizli Servisi'nin eski başkanı Albay Antonia Viezzer'de locanın üyeleri arasındaydı.

P2 Mason Locası'nın üyeleri arasında devrin gizli servis sorumluları, polis müdürleri, hakimler, yargıçlar, savcılar, avukatlar, adli tıp görevlileri gibi ülkenin önde gelen insanları vardı. Licio Gelli, emrinde 142 milletvekili ve senatörün olduğunu açıklamıştı.

Gelli'nin geçmişi de oldukça ilginçti. II. Dünya Savaşı'nın başlangıç safhasında Arnavutluk'ta savaştı. Daha sonra SS'e katıldı. Orada üst düzey önderlerden biri konumuna geldi ve Naziler için bağlantı memuru olarak çalıştı. Görevlerinin arasında İtalyan partizanları keşfetmek ve gammazlatmak vardı. Erken elde ettiği servetini, savaş zamanında Yugoslav Devlet Hazinesi'nin saklı bulunduğu İtalyan şehri Cattaro'da olmasına borçluydu. Bu hazinenin önemli bir kısmı bir daha Yugoslavya'ya dönmedi, çünkü Gelli onu çalıp, ortadan kaldırmıştı.

Gelli bir taraftan CIA için hizmet verirken diğer taraftan 1956'ya kadar KGB için casusluk yaptı.
Gelli, Latin Amerika diktatörlerini de destekliyordu. Nikaragua diktatörü Anastasio Somoza'nın lehinde konuşarak onun yolunu açmış oldu. Diktatör, bir kaç milyon dolar karşılığı, Calvi'nin, diktatörünün ülkesinde bir kardeş firma kurması fikrini göz kamaştırıcı bulduğunu açıkladı. Calvi'nin bu organizasyondan elde ettiği bir diğer menfaat de, o andan itibaren ömrünün sonuna kadar kullanacağı bir Nikaragua diplomat pasaportuna sahip olmasıydı.

P2 Locası'nın 962 üyesinin adları arasında İtalyan gizli güvenlik örgütü SISMI'nin başta Başkanı olmak üzere birçok görevlisi, çeşitli partilerden parlamenterler, elliyi aşkın general ve amiral de bulunmaktaydı. Üyeler kendi aralarında, hepsinin ayrı bir başkanı olan 17 gruba, daha doğrusu hücreye ayrılmışlardı. P2 üyeleri bile diğer üyelerin kimler olduğunu bilmiyorlardı. Nispeten daha fazla bilgi sahibi olan hücre başkanları bile ancak kendi hücrelerini tanıyorlardı. İtalya'nın Büyük Şark Locası'nın o zamanki sekreteri Spartaco Mennini bile, P2'nin tüm üyelerini bilmiyordu. Bir tek Licio Gelli sahipti bu listeye. Locanın ortaya çıkmasıyla, Üstad Gelli'nin gücü de belli oldu.
17 Mart 1981'de polis Gelli'nin Arezz'deki müthiş villasında ve Giole Tekstil Fabrikasında 962 kişilik P2 üye listesini buldular. Ayrıca yönetimle ilgili dokümanlar ve dosyaları ele geçirildi. P2 üyelerinin listesi "İtalyan Kim Kimdir?"deki gibi harf sırasına göreydi. İtilaf kuvvetleri ellinin üstünde general ve amiralle kuvvetlendirilmişti, yönetim iki bakanla temsil ediliyordu; ayrıca buna sanayiciler, gazeteciler (bunların arasında Corriera Della Sera'nın şefi ve diğer redaktörler vardı), 36 parlamento görevlisi, pop yıldızları, işadamları ve yüksek seviyeli polisler ekleniyordu. Bu devlet içinde devlet demekti. Gelli'nin İtalya'yı kendi kontrolüne sokmak istediği söyleniyordu. Bu pek doğru değildi: İtalya'yı zaten kontrolüne almıştı.

Akdeniz'in güney kanadının gücünü sarsmak, amaçlarının arasındaki büyük bir programdı. Bu programın birinci ayağı gerçekleştirildi, ikincisi ise çoğunlukla amacına ulaştı. P2 Mason Locası 1978'de Aldo Moro'nun kaçırılıp öldürülmesi ve 1980'de 85 kişinin ölümüne yol açan Bologna İstasyonu'nun bombalanması gibi terör olaylarına organizatörlük etti. Ayrıca locasının İtalya'da aşırı sağcı teröristlerin giriştiği pek çok suikastin sorumlusu olduğu da saptandı.
P2 üyesi, İtalya'daki Yahudi Lobisi'nin önde gelen ismi Albay Viezzar 1960'ların sonunda Bologna'daki tren istasyonunda yüzlerce kişinin katledilmesi olayına karışan isimler arasındaydı. Suçlanan faillerin çoğunun da Lübnan'da İsrail kontrolündeki kamplarda eğitildiği söylenmekteydi.

P2'nin, mafyanın uluslararası kaçakçılık trafiğinde önemli bir görev üstlendiği konusunda, İtalyan adli makamları somut deliller elde etmişti. Papa suikastine de karışan Sindona adındaki İtalyan banker, gerek P2 Locası'nın, gerekse Mafyanın elemanı gözüküyordu. Sicilya asıllı Amerikalı doktor Joseph Crimi Michele ise, P2 ile Cosa Nostra arasındaki bağlantıyı sağlıyordu. Mafya, P2 Locası'na bağlı kişiler aracılığıyla kirli paralarını İtalya'da kullanmayı düşünmüştü. Bu nedenle Viannini İnşaat şirketinin en büyük hissesini almayı Rizzoli Editore'nin kardeş şirketi Cinerizin de tesis ve mallarının büyük bir bölümünü ele geçirmeyi istemiştir. Mafya P2'nin vücudundan her fırsatta yararlanmış, bunun içinde Gelli ve Crimi aracılıyla, gazeteci savcı polis hatta generalleri bile kullanmaktan çekinmemiştir.
Ortoloni, bu örgütün Güney Amerika'ya açılan kapısıydı, Pazienza bu örgütün çok-uluslu odak noktası, Carboni mafya bağlantısı, Gelli mason dünyasına uzanan köprü, Marcinkus ise bu dünyayı Papa'ya bağlayan gizli yoldu. İtalyan haberalma örgütleri ile Vatikan arasındaki dehliz işte bu dünyanın altından geçmekteydi.
Uğur Mumcu'ya göre, Vatikan ile Calvi'nin, Calvi ile mafyanın, mafya ile mason locaları ve Güney Afrika'daki karanlık çevrelerin yakın ilişki içinde olduğu kesindi. Uluslararası bankacılığın İsviçre'deki beyinleri, bu ilişki yumağının en can alıcı noktalarıydı. Calvi'nin olgunlaştırdığı Vatikan ilişkileri, mason localarından Vatikan'a kadar uzanan bir zinciri, halka halka birbirine bağlamaktaydı. İtalyan mali oligarşisi, mafya ile mafya, mason locaları ile mason locaları, istihbarat örgütleri ile istihbarat örgütleri ve sağcı terör örgütleri ile birbirine bağlanmıştı. Calvi, böylesine bir dünyada jet hızıyla yükselmekteydi.
P2 soruşturmasını yönetenler ise fail-i meçhul cinayetlere kurban gittiler.

Gelli ile ilgili soruşturmayı yürüten Albay Rozzi, 1981 yılı Haziranında kimler tarafından öldürülmüştü? Guardia di Finanza'nın daire başkanlarından Florio'nun otomobil kazasında ölmesi neyi anlatıyordu? Bu kazada, P2 Locası ile ilgili bir çantanın çalınmasına ne anlam veriliyordu? Calvi'nin dosyasını ele alan yargıcın öldürülmesi, bu cinayet salgını içinde, ne gibi anlam taşıyordu? Calvi'nin sekreteri niçin intihar ediyordu?

P2 mensuplarının birçoğu, terörist faliyetlerde yardımcı olmak ve olayları örtbas etmek suçundan mahkemeye verilmişti. Esasen mason locasının, ideolojik hedeflerden daha çok ticari çıkarları güvence altına almayı arzuladıklarını söylemek mümkündür. Amaçları, devleti ve kurumlarını kendilerine hiçbir zarar gelmeyecek şekilde ele geçirmektir. "Propaganda 2"nin adam "bulma" stratejisi de tümüyle bu amaca hizmet etmekteydi. Örneğin en üst düzeyde hükümet yetkilileri ve bunların bağlı oldukları parti organları, bütün polis teşkilatının en üst yetkilileri, Genelkurmay Başkanlığı, özel bankaların üst düzey yetkilileri, büyük firma, medya kuruluşları ve yayınevlerinin yöneticileriyle en önemli yorumcular ve fikir adamları bu oluşuma davet ediliyordu. Mussolini'nin, İspanya İç Savaşı'nda Cumhuriyetçilere karşı mücadele etmek için gönderdiği gönüllüler arasında yeralan P2 şefi Gelli, özellikle Güney Amerika ülkeleri ile yakın ilişkiler kurmuştu. Gelli'nin Güney Amerika'dan Avrupa'ya kadar uzanan geniş bir ilişkiler zinciri içinde CIA, KGB ve İtalyan istihbarat servisleri ile yakın dostlukları vardı.

"Amerikan politikasının yıldızları, Kissinger'ın, McNamaralar'ın, Bushlar'ın, Gerald Ford'un yakın dostu olan mason şefi Gelli, niçin kaçırılmıştı? Gelli, Calvi'nin Londra'daki son yolculuğunu düzenleyen İsviçreli banker Albert Kunz tarafından nasıl kaçırılmıştı? Kimdi bu Kunz? Neydi Calvi ve Gelli ile yakınlığı? Niçin Gelli Uruguay'a götürülmüştü? Monte Carlo mason locasının Amerikalı, İngiliz, İtalyan ve Fransız üyeleri kimlerdi?" Uğur Mumcu bu soruların cevabını arıyordu.
Roma'da Via Veneto'daki Excelcior Oteli'nde haftada üç gün P2 Locası'na başkanlık eden Gelli'nin İtalya'da yaygın şiddet eylemleri düzenleyerek otoriter bir rejim kurmak amacıyla örgütlenen askeri-sivil kadrolara öncülük ettiği de bilinmekteydi. 1980 yılı Ağustos ayında, İtalyan Komünist Partisi'nin en güçlü kalelerinden Bologna'da patlatılan bombanın, P2 Mason Locası'na bağlı darbecilerce konduğu ileri sürülmekteydi. Gelli'nin sağ teröristlerle yakın ilişkisi bulunan Florio Carboni ile çok iyi dost oldukları biliniyordu. Carboni'nin Francesca Pazienza ile yakın dostluğu İtalya'da bilmeyen yoktu. Pazienza'nın İtalyan istihbarat örgütleri ve CIA ile ilişkisi olduğu, ünlü İngiliz gazetesi Financial Times'ın Roma büro şefi tarafından yazılan God's Banker adlı kitapta yer almıştı.
Bu arada, P2'nin Vatikan üzerinden kazandığı paraları zimmetine geçiren Calvi'ye, ihanetinin cezasını masonik bir biçimde verildi: Londra'da 1981 yılında bir köprüde asılmış olarak bulundu. Calvi'yi masonlar törenle öldürmüşlerdi. Boynuna geçirilen halattaki mason düğümü, ceplerinin mason sembolleriyle doldurulmuş olması, hatta cinayet mahallinin bile sembolik özelliklerinden dolayı seçilmiş olduğu söyleniyordu. İtalya'da biraderliğin simgesi olarak bir siyah keşiş figürü kullanılmıştı. Calvi'nin cesedinin bulunduğu köprünün adı "Blackfriars" idi ve bu İngilizce'de siyah keşiş ya da siyah cübbeli keşiş manasına gelmekteydi. Calvi'nin bağlı bulunduğu İngiliz Locası'nın adının da Blackfriars olması masonik cinayetin başka bir ilginç yönüydü.

TAPINAK ŞÖVALYELERİ, GLADIO VE P2

P2 masonik ortamda kilisenin ve CIA'nın buluşma noktasını simgeler. Gücü ya da kolları İtalya sınırlarının dışına taşmıştır. David Yallop bu durumu şöyle ifade eder: "...Bu kollar Arjantin, Venezuella, Paraguay, Bolivya, Fransa, Portekiz ve Nikaragua'da etkilidir; örgütün üyeleri İsviçre ve ABD'de aktiftir; P2'nin İtalyan Mafyası ile iç ilişkisi vardır ve bu ilişki kompleksi Latin Amerika'daki askeri rejimleri ve çeşitli türlerdeki neo-faşist grupları doğurmuştur. CIA bu oluşumun dibindeki temel taşıdır ve doğrudan Vatikan'ın kalbine yönelmiştir. Olayın odağında, Komünizm korkusu ve nefreti bulunmaktadır..."

İtalya'da P2-Mafya-Gladio işbirliği ile gerçekleştirilen fai-i meçhul cinayetlerin kurbanlarından bazıları.

1981 Martında İtalyan polisi P2 Mason Locası'nın büyük üstadı Licio Gelli'nin evini bastığında ele geçirilmesi amaçlanan örgüt üyelerinin tam listeleri bulunamadı. Ancak yine de bazı isimler ele geçirilmişti. Bu isimlerin arasında İtalyan başbakanlarından Giulio Andreotti'nin ve yakın çevresindekilerin adları da bulunuyordu. Andreotti, Sion Örgütü üyesiydi ve "Order of the Temple of Jerusalem-Kudüs Mabed Tarikatı"nin askeri kanadını yönetiyordu. Bu tarikat ise "Tapınak Şövalyeleri" olarak bilinen tarikattan başkası değildi.

Tapınak Şövalyeleri'nin son büyük üstadı olan Jacques de Molay, 1314'de idam edilmişti ama bu idam örgütün sonu olmamıştı. Resmi kayıtlara göre örgüt Papalık tarafından dağıtılmıştı. Bu bir anlaşma hatta bir imtiyazdı ve araştırmacılara göre örgütün yüzyıllarca sürecek olan ebediliği amaçlanmıştı. Bu imtiyazın nitelikleri ve gerçek dökümantasyonu tarihçiler için hala bir sırdır veya bazı karanlık güçler tarafından korunmaktadır. Son derece etkin ve kalın bir sır perdesi örgütün üzerinde asılıdır. Bugünkü şövalyelerin ve Avrupa uzantılarının dış görünümleri, antik araştırmalar yapmak ve hayırseverliğe adanmış çalışmalar yürütmek şeklindedir. İçte ise zaman zaman masonları anımsatan doğal ritüeller geçerlidir ve Altın Post, Kutsal Mezar ve St. Maurice Tarikatları gibi diğer müjdeci tarikatların benzeridirler.
Şövalyeler İsrail kurulmadan evvel, Kudüs'e yeniden egemen olmayı başarmışlardı. 1979'da örgütte 9.562 şövalye vardı; ayrıca 1.000 Amerikalı, 3.000'de İtalyan üye kayıtlıydı ve görünürde yardım örgütü olarak çalışıyorlardı. Soğuk Savaş yıllarından sonra CIA ile bütünleşme sürecinin hemen ardından, örgüt üyelerinin arasında CIA başkanlarından William Casey ve William Colby'nin de adları geçiyordu; hatta Colby "ben sadece küçük bir anahtarım..." demişti. Bugün bilinen güncel üyelerin içinde artık ABD Vatikan Büyükelçisi William Wilson'un, eski İtalya Büyükelçisi Clare B. Luce'nin, CIA karşı-casusluk şefi George Rocca'nın ve ABD eski bakanlarından Alexander Haig'in de adları sayılmaktadır. Örgüt, geçmişteki idealini yitirmiş değildir ama bugün dünya çapında bir etkinliğe sahiptir. Leigh ve Henry Lincoln'e göre, içinde ABD eski Hazine Bakanlarından William Simon'un da bulunduğu bir grup şövalye, örgütün ideolojik ve finansal amaçları doğrultusunda, El Salvador, Guatemala ve Honduras'ta organize olarak Nikaragua kontrgerillalarını desteklemişti. Şimdiyse hükmedilmesi gereken harita çok büyümüştü. 1300'lü yılların mistik gizem örgütü, amaçları doğrultusunda dünyaya yön verme yolundaydı ama Pan-Avrupa ideali de sürüyordu.
1990'ların başında şövalyelerin lideri Portekizli Kont Antonio de Fontes'ti. Tapınak şövalyelerinin resmen kabul edilmese de güncel liderlerinden birisi olarak düşünülen Anton Zapelli ise Paris'te örgütlenmişti. Zapelli'nin arkasında Sion örgütünün gücü vardı ve yapılan araştırmalarda Zapelli'nin uluslararası bankacılık ve finans organizasyonunu yönettiği öne sürülmekteydi.

KUDÜSTEKİ KUTSAL MEZAR TARİKATI



P2'nin şaşılacak kadar çok mensubu, doğu ticaretiyle uğraşıyordu. Örneğin "işadamı" Francesco Pazienza, gizli servisleri kullanarak CIA ile İtalyan SID ya da SIFAR arasındaki bağlantıyı sağlıyordu. (Pazienza, ABD Başkanı Jimmy Carter ve diğerlerinin silahsızlanma politikasını engellemek amacıyla "Billygate" adıyla anılan kampanyayı da başlatan kişidir. Bu kampanyada Başkan Carter'ın kardeşinin, Libya Devlet Başkanı Kaddafi ile niteliği belli olmayan bazı temas ve desteklerde bulunduğu ortaya atılmıştı.) Bir başka örnek, Flavio Carboni'dir. Carboni, İngiliz ve İtalyan masonları arasındaki bağlantıyı sağlıyordu. halen pek çok davadan tutuklu bulunmaktadır.
Öte yandan mason locasının iki numaralı adamı Umberto Ortolani, 1982 yılında Gelli'nin kaçmasından sonra locadan uzaklaşmaya başlamıştı. Ortolani, üst düzeyde bir bankacı ve finansördü. Özellikle Güney Amerika ile ticaret yapıyor ve buradan Doğu'ya yönelik "yardımlaşma girişimlerini" organize ediyordu. İtalyan P2 araştırma komisyonunun bazı üyeleri, bunların "ajanların yerleştirme işine" de el atmış olduklarını belirlemişti.
Ortolani gibi kişiler, resmi olarak hiçbir gizliliği olmayan başka bir grupla bağlantıyı sağlıyordu. " Kudüs'teki Kutsal Mezar Tarikatı" adını taşıyan bu grup, ilk önceleri Doğu ile olan mücadeleyi kendisine hedef almış, daha sonraları ise eski Sovyetler Birliği'nin ekonomik ve mali açıdan "yeniden yapılanması"na aktif olarak katılmıştı. Kendilerini dışarıya biraz dini bütün, oldukça tutucu, daha çok yaşlı kişilerden oluşan ve yeni mensuplarını kılıç kullanarak "şövalye" ilan eden bir örgüt olarak tanıtan bu grup, "deus lo vult" (Tanrı öyle istedi) şiarı çerçevesinde yurt dışında komünist ya da müslüman ideolojilere sahip devletleri ve yurt içinde de solcu ateistleri, Din'i tehlikeye sokan mihraklar olarak görmektedirler. Bu tür tehlikelere karşı koyabilmek için söz konusu "dini bütün kardeşler", yasadışı yollara başvurmaktan hiç çekinmiyorlardı.
Daha 70'li yılların ortasından itibaren birçok ipucu, Milano'lu Banker Michele Sindona'ya varıyordu. Sindona zamanının en önde gelen mafya ailelerinden Inzerillo-Bontade-Spatola-Di-Maggio grubunun kriminal gelirlerini idare ediyor ve hukuk boşluklarından pek iyi yararlanan bir seyyah olarak görev yapıyordu. Sindona aynı zamanda Vatikan Bankası IOR üzerinde de etkiliydi. Söz konusu banka da, zamanın en büyük komünizm düşmanı Başpiskopos Paul Marcinkus'a bağlıydı. Yönettiği imparatorluk, 1978 yılında çökünce Sindona, ABD'de hakim önüne çıkmak zorunda kalacaktı. Ancak bunu önleyebilmek için IOR şefi Marcinkus, iki başpiskopos görevlendirilmiş ve iflas eden Sindona'nın borçları bu kişilerce üstlenilmişti. Söz konusu din adamlarından birisi "Kudüs'teki Kutsal Mezar Tarikatı"nın lideri olan Kardinal Guiseppe Caprio idi.
Sindona olayını inceleyen parlamento araştırma komisyonu, "Propaganda 2" Mason Locası şefi Licio Gelli ile Reagan'ın seçim kampanyasını yürüten Guarino arasındaki mektuplaşmaları da gün ışığına çıkarabilmiştir. "Ne yazık ki...' diyordu Guarino, "...Roma'dan gelen iki elçi, Vatikan Dışişleri Bakanı Casaroli tarafından geri çağrılmıştı. Bu açıdan Sindona için en kötü durum söz konusu olabilirdi." Gerçekten de Sindona'ya ABD'de 22 yıl ağır hapis cezası verilmiş, kendisi daha sonra İtalya'ya iade edilmiş ve burada cinayete teşvik suçundan ömür boyu hapse mahkum olmuştu. (Sindona'nın kayyumu Ambrosino da, Mafya'nın bir adamı tarafından öldürülmüştü) Sindona hapse mahkum olduktan bir gün sonra "yeri göğü sarsacak açıklamalarda" bulunacağını ilan etmiş, ancak kısa bir süre sonra Voghera Hapishanesi'nin güvenlik biriminde ölü bulunmuştu. Espressosuna zehir katılarak öldürülmüştü. Konuyu inceleyen mahkeme, Sindona'nın intihar ettiğine karar vermişti.

Vatikan'ın, borçları üstlenmek üzere görevlendirdiği kişilerden birisi olan Kardinal Guiseppe Caprio, yukarıda da belirtildiği üzere "Kudüs'teki Kutsal Mezar Tarikatı"nın bugünkü lideridir.

Sindona ve mafya ile olan bağlantıları gün ışiğına çıkmış olmasına rağmen, söz konusu "şövalyeler" karanlık çevrelerle işbirliği yapmaya devam ettiler. Sicilya'da ise tarikatın oldukça sağlam ve eleştirilemeyen üyeleri vardı. Bu üyelerden ikisi, tarikatın kamuoyu önünde sert biçimde tartışılmasından sonra 1993 sonbaharında liderliğine getirilen Palermo Başpiskoposu Pappalardo ve 1982 yılında karısı ve korumasıyla birlikte öldürülen antimafya uzmanı General Dalla Chiesa idi. Ancak söz konusu şövalyeler ve bunların mafya bağlantıları, en üst düzeyde kişilerle birlikte oldukça karmaşık bir yapılanma sergilediği ve tarikat üyelerinin, tarikat kurallarını anayasadan fazla kollayacakları yönünde yemin ettikleri tartışmasız kabul edilmektedir.

Bu tarikat adamlarını en üst ve en etkin kurum ve kuruluşlara getirmeyi her zaman başarabilmiştir. Örneğin mafya türü bir yapılanmayı örgütlemek ve cinayete teşvik etmek suçlarından yargılanan "şövalye" Guilio Andreotti, 33 kez bakan ve 7 kez başbakan olmuştur. Andreotti dışında yirminin üzerinde bakan aynı tarikatın mensubudur. En güncel olay ise şudur: İtalyan Merkez Bankası'nın uzun yıllar hizmet vermiş ve bağımsız politikalarıyla tanınan Başkanı Carlo Azeglio Ciampi'nin görevi bırakıp başbakan olmasından sonra Merkez Bankası Başkanlığı'na tarikat şövalyelerinden Antonio Fazio getirilmiştir. Bankaya yakın kaynaklardan edinilen bilgilere göre Fazio, göreve gelir gelmez İtalya'nın Doğu Avrupa ticaretinde nasıl daha fazla yer alabileceğine dair planlar hazırlatmıştır. Ciampi'nin 80'li yılların ortalarından beri Merkez Bankası'nın en önemli görevi olarak tanımladığı yasadışı sermaye akışının devletin karar organlarını etkileyebilmesini önleme çabaları, Fazio döneminde gündemin oldukça alt sıralarına itilmiştir. Ciampi, bankanın yıllık raporlarında bu konuya büyük bir önem verirken Fazio, bunu önemsiz ve küçük bir sorun olarak göstermiştir. Ama aslında emniyet teşkilatının adamları, sorunun bir hayli büyük olduğunu gösteren belgeleri her gün daha da artırmaktadır.
Burada üzerinde dikkatle durmamız gereken konu, tarikatın doğu ile ilgili (yine karanlık ve yarı karanlık çevrelerde) hangi garip ilişkileri kurduğunu belirlemektir. Örneğin 1993 Eylülüne dek tarikatın Sicilya'daki idari işlerinden Montrele Piskoposu Salvatore Cassia "hazretleri" sorumluydu. Ancak şu anda Cassia, tarikat paralarını usulsüz kullanmak ve kuvvet kullanmaktan mahkeme karşısında hesap vermektedir. Aynı zamanda emniyet teşkilatı, Sicilya'nın en büyük babalarından birisi olan Leoluca Bagarella'nın yıllardır Cassia'nın mobil telefonundan nasıl uzun konuşmalar yapabildiğini merak etmektedir. Emniyet teşkilatına göre, Bagarella 80'li yılların ikinci yarısından itibaren Kalabriya'daki kardeş şebeke "Ndrangheta" ile işbirliği yaparak Doğu Bloku'yla kapsamlı iş bağlantıları kurmuştu.
Kesin olan şu ki, 1982'de öldürülmesine dek "babalar babası" olarak adlandırılan Stefano Bontade, "tarikat"ın yakın çevresine dahildi. Bunun dışında pek çok gizli servis ve emniyet teşkilatı mensubunun, en büyük mafya babası Toto Riina ve daha başka birçok mafya üyesini tutuklanmadan önce haber ettikleri, büyük bir ihtimalle sorgu yargıcı Falcone ve Borsellino'nun öldürülmesini destekledikleri sanılmaktadır. Buna örnek olarak Piskopos Cassia tarafından şahsen tarikata alınan ve Bontande ile tanıştırılan Palermo Emniyet Müdürlüğü Cinayet Masası eski şefi Bruna Contrada gösterilebilir. Tarikatta önemli bir role sahip olan başka birisi ise Kont Artura Cassina'dır. Cassina müteahhit, spekülatör ve egemen Mafya babalarının himayesi altında bulunarak devlet ihalelerinden en büyük payı alan bir kişidir. Öte yandan Cassina'nın ortak olduğu inşaat malzemeleri ihracat şirketleri, Berlin Duvarı'nın çöküşünden itibaren Doğu'da en hızlı büyüyen kuruluşlar arasında gösterilmektedir. Cassina, 1988 yılına dek tarikatın Sicilya bölümündeki idari işlerden sorumludur.

Söz konusu tarikat, İtalya'nın dışında da oldukça etkindir. Özellikle Almanya'da II. Dünya Savaşı'nın sonrasında ortaya çıkan, 70'lı ve 80'li yıllarda da gittikçe belirginleşen bir oluşum göze çarpmaktadır. Almanya'daki finans ve bankacılık çevrelerinin en üst yöneticileri bu tarikata girmeye başlamıştır. Deutsche Bank'ın pek çok yöneticisi, tarikat şövalyesidir. Aynı şey Bayerische Hypotheken und Wechselbank için de geçerlidir. Şövalyelere Sparkassen und Giroverband ile Kuzey Ren Vesfalya Bankaları'nda da rastlamak mümkündür. Yine bu kişiler en büyük hazır giyim şirketleriyle alışveriş merkezlerinde görev yapmaktadırlar.

1994 Şubat'ında ölen Deutsche Bank eski Müdürü ve Konrad Adenauer'in danışmanı Josef Abs, Adenauer ve radikal gerici Bavyera Kültür Bakanı Aloys Hundhammer, aynı tarikata mensuptu. Öte yandan Sparkassen und Giroverband'ın kısa süre önce görevinden ayrılan Başkanı Helmut Geiger, Bayerische Hypokheken und Weschselbank Yönetim Kurulu Başkanı Eberhard Martini, bir krizden diğerine düşen Frankfurter DG-Bank'ın yöneticisi ve ZDF Televizyonu'nun ilk Başkanı Kral Holzamer, Saarland Radyosu eski şefi Hubert Rohde, Bavyera eski Eyalet Başkanı Max Streibl ve Baden Württemberg Eyalet Başkanı Hans Filhinger de bu tarikatın müritleriydiler.

İTALYA BAŞKANI ANDREOTTI'NİN P2 KARİYERİ

Gulio Andreotti'nin loca içindeki varlığı ve önemi gazetelerde şöyle haber konusu olmuştu:
Roberto Calvi'nin dul eşi Clara kocasının sağlığında, locadaki olayları kendisine anlattığını ve "Gelli ile Ortoloni'den daha önemli iki kişi var. Bunlar P2'yi yönetiyor. Bunlardan biri Consentino, diğeri de Gulio Andreotti'dir" dediğini aktardı. Calvi'nin P2 Mason Locası ile ilgili sırları açıklayacağı kuşkusuyla öldürülmüş olabileceği söyleniyordu. İtalya Dışişleri Bakanı Gulio Andreotti ülkede pek çok cinayet ve yolsuzluklara karışan P2 Mason Locası'nın önemli bir ismiydi.

Mafya ile de ilişkisi ortaya çıkan Andreotti, Kızıl Tugaylar'ın Aldo Moro'yu öldürmesine de göz yummuştu. Andreotti Michele Sindona (P2 üyesi) içinde "İtalyan Lireti'ni kurtaran adam" demişti. Andreotti ismi İtalya tarihinin karanlık gizli işleriyle bütünleşmişti.

İtalyan Mafyası'nın önde gelen ismi Flono Carboni Banker Calvi'nin en yakın dostuydu. Carboni, CIA ilişkileri herkes tarafından bilinen Francesco Pazienza ile her an beraberdi. Kısaca Mafya, CIA, Kontrgerilla üyeleri P2 Locası'nda hepsi yan yanaydı.
Paris'teki İsrail Hahamlar Kurulu'nun mali sorumluluğuna yükselecek kadar önemli bir siyonist işadamı olan Andre Meyer, P2'nin önemli ismi Sindona, Rockefellerlar ve Agnelli arasındaki bağın kilit ismiydi.
Meyer, Paris'teki İsrail Hahamlar Kurulu'nun ekonomik danışmanıydı. Savaşı takip eden yıllarda servetinin büyük bölümünü yabancı hesaplara aktarmıştı. Böylece 1940'da ABD'ye göç ettiğinde parasını orada hazır bulacaktı. David Rockefeller ile kurduğu samimi arkadaşlık Wall Street'ten yardım görmesine imkan verdi. Lyndon Johnson onun fikirlerinden istifade ederdi. Sonuçta gücü o kadar büyüdü ki, ITT-Mediobanco olayında ABD Hükümeti onu suçüstü yakalamış olmasına rağmen suçlayamadı.
Meyer, Rockefeller ailesiyle Fransız bankaları arasındaki bağlantıyı oluşturuyordu. Örneğin, Banque de Paris et des Pays Bas'nın en önemli hissedarı Lazard Brothers'ın, New York'taki kolu Paribas Corporation, Chase International'ın Başkan Yardımcısı Robert Craft'ın yönetiminde çalışmalarına başlamıştı.
Chase Manhattan Bank'ın önemli bir bölümünü oluşturan Chase International'ın Yönetim Kurulu'nda Andre Meyer'in yanısıra, David Rockefeller ile Dünya Bankası'nın eski Başkanı John McCloy yer alıyordu. Meyer, 60 kadar çok-uluslu şirketin yönetim kurulunda görevliydi. Aynı zamanda Rockefeller ve Giovanni Agnelli'nin kişisel servetlerini yönetmekten sorumluydu. Müşterileri arasında Vatikan'dan ITT şirketine kadar çeşitli adlar görülüyordu.
Hahamlar Kurulu'nun önde gelen ismi Meyer "Kirli Para"nın Finans İmparatoru Sindona ile de bağlantı halinde idi. Yahudi Lazard Brothers'ın Bankası da bu bağlantıların odak noktasıydı.
Sindona'nın "finans imparatorluğu", başı ABD'de, gövdesi İtalya'da, kolları ise bulduğu her mali kriz çatlağından fışkıran bir ahtapota benzetiliyordu. Baskı gruplarının, politikacıların satın alınması bu imparatorluk için günlük işlerden sayılırdı. Ülkeler-üstü bir güce sahip bu finans çok-uluslusunun mikroskop altında bir incelemesi yapılacak olursa, büyük şirketler ile yeryüzündeki "vergi cennetleri" arasında nasıl bir bağ oluştuğu kolaylıkla görülebilir. Herşey, "Wall Street Dünyasının Üstadı" diye tanınan Andre Meyer'in New York'taki bürosunda başlar. Lazard Brothers Bankası'nın Başkanlığı'nı 40 yıldan bu yana sürdüren Fransız kökenli, Amerikan uyruklu Meyer'in, çok dengeci ve yasaları iyi bilen bir kişi olması sayesinde kişisel servetini 200 milyon dolara çıkardığı söylenir. Bu banka, özellikle ucuz kapitalist kredilerin Doğu ülkelerine transferi konusunda büyük faaliyet gösterir.
O devirde, finans kesiminde büyük bir üne kavuşan İtalyan maliyeci Sindona, Holding imparatorluğunun düşüş gösterdiği 1974 yılında Liechtenstein, Lüksemburg, İsviçre, Panama ve Liberya gibi vergi cennetlerinde 146 şirketi kontrol etme durumundadır. Hisselerinin yarısı kamu sektörüne ait olan imparatorluğunu kurmaya 1943 yılında başlayan Sindona, Lucky Luciano tarafından yönetilen Amerikalıların Sicilya çıkartmasına katılmıştır.
1946'dan itibaren, tek başına İtalyan hükümetini oluşturan Hıristiyan Demokrat Parti'ye girerek bu ilişkisini kesintisiz sürdürmüştür. Başkanlığa getirilen Giulio Andreotti ile Merkez Sağ Parti'nin Genel Sekreterliği sırasında başlayan bir dostluğu vardır. Bu sayede İtalya'da, komünistler dışında tüm ileri gelen politikacılarla yoğun ilişkiler kurmuştur. Kendisini çok ciddi bulan ve iş alanlarını uluslararası düzeye yayarak gelirlerini artırma amacında olan Vatikan sorumluları, Sindona'ya Hıristiyan Demokratlar'dan sonra Vatikan kapılarını açmışlardır.
Bundan iki yıl sonra, 1948'de Time dergisi Sindona'yı "Mussolini'den sonra en önemli İtalyan" diye tanımlamıştır.

P2 LİDERİNDEN OLOF PALME'YE İNFAZ KARARI: "İSVEÇ AĞACI DEVRİLECEK"

CIA'dan iki kişi, Palme'nin CIA ve P2 Mason Locası işbirliği ile öldürüldüğünü iddia etmişti. CIA'dan Dick Breneke, ayrıca CIA'nın 1970'li yıllarda İtalya'da terörü desteklediğini ve bu ülkede P2 aracılığıyla aşırı sağcı bir diktatörlük kurmaya çalıştığını söylüyordu.
Palme cinayetini yürüten İsveç polis şefi Hans Oelbebro, Breneke'nin İtalyan televizyonu RAI'de yaptığı açıklamalardan sonra bu görüşün ortaya çıktığını kaydetti.
Eski CIA ajanı, P2 lideri Licio Gelli'nin dönemin Başkan Yardımcısı George Bush'un danışmanına Palme Suikasti'nden üç gün önce "İsveç Ağacı Devrilecek" şeklinde bir telgraf çektiğini belirtmişti.
İtalya Cumhurbaşkanlarından Cossiga'nın, Gelli ile sık sık görüştüğü de ortala çıkmıştı. Gladio, Cossiga'ya bağlı olduğundan P2 ve Gelli konularında Cossiga'ya soruşturma açıldı... Bağımsız Senatör ve güvenlik servislerinden sorumlu Parlamento Komisyonu üyesi Ferdinando Imposimato şunları söylüyordu: "Daha şimdiden elimizdeki belgelere bakınca Gladio-P2-Kara Para arasında bir bağ olduğu belliydi. Hepsi aynı zamanda politika dünyasıyla da sıkıca bağlantıda gözüküyordu. Gladyatörler ilk önce SIFAR'ın sonra SID ve SISMI'nin başındaydılar. Bu servislerden sorumlu kişilerin hepsinin Licio Gelli'nin locasında olması sayesinde Gelli, aynı zamanda askeri sektörleri de kontrol ediyordu. SID'in Başkanı Vito Micelli ise aynı zamanda P2'ye kayıtlıydı ve Gladio'nun içindeydi, bunun gibi birçok isim de P2'nin ve Gelli'nin dostlarıydılar.16
Uyuşturucu ve benzeri kara paraların aklanmasında vatansever Gladio'ların, hayırsever P2'lerin ve İtalyan Gizli Servisi'nin bizzat bulunması dünyanın çeşitli yerlerindeki uyuşturucu olaylarının perde arkasında kimlerin bulunduğunu çok açık bir şekilde göstermektedir.
B'NAI B'RITH VE PALME CİNAYETİ
B'nai B'rith'in bir kolu olan ADL, Palme Suikasti'ni Lyndon La Rouche'un üzerine atan bir dezinformasyon kampanyası düzenleyerek hem Olof Palme'nin gerçek katillerinin izini yok etmeye çalışmış hem de Siyonist harekete engel olan ve ADL'nin tüm kirli çamaşırlarını gözler önüne seren La Rouche'u devre dışı bırakmak istemiştir. Kissinger'ın katkılarıyla gerçekleştirilen bu kampanya tutmamış ve La Rouche aklanmıştır.
Lyndon La Rouche ekonomist ve politikacıydı. 1978'de La Rouche'un İşçi Partisi, uluslararası uyuşturucu ticaretini ortaya çıkartan bir kitap yayınladı. La Rouche aynı zamanda 1975'ten itibaren Ortadoğu Krizi için barışçı bir çözüm arıyordu. ADL ise, KGB ve STASI ile birleşerek İsveç'in Devlet Başkanı Olof Palme'yi öldürenlerin izlerini ortadan kaldırmaya çalışıyordu.
28 Şubat 1986'da İsveç Başbakanı Olof Palme Stockholm'de öldürüldü. Öldürülmeden önce Palme, Nikaragua'daki Kontralara ve İran rejimine silah sağlayan silah tüccarlarını ortaya çıkarmak üzereydi. İran-Kontra Skandalı henüz ortaya çıkmamıştı. Bu yüzden Palme'nin araştırması tüm gizli programı tehdit ediyordu. Oliver North, CIA Başkanı William Casey ve İsrailliler işbirliği ile İsveçlilere satılan silahlar Doğu Almanya'dan ve diğer Sovyet Bloğundaki devletlerden geliyordu.17 ADL, KGB ve STASI birleşerek Palme'nin cinayetinin suçunu Lyndon La Rouche'un üzerine attılar. ADL'nin (Fact Finding) Delil Bulma Bölümü'nün başı Irwin Suall Stockholm'e giderek, La Rouche'la Palme cinayetini birleştiren bir dezinformasyon kampanyasına katıldı.
Batı basınında dezinformasyon konusunda uzman olan KGB ajanı ve Sovyet Büyükelçisi Boris Pankin "Palme'yi La Rouche öldürdü" yalanını destekledi. 1986'da STASI'nin oluşturduğu dezinformasyon kampanyası ABD medyasında ADL aracılığıyla abartılarak yayımlandı.
Irwin Suall ise STASI, Soyvet sosyalistler ve NBC televizyonuyla beraber çalışarak Palme suikastı için La Rouche'u suçlayan bir dezinformasyon kampanyası başlatmıştı.18
16 Mart 1986'da La Rouche'un desteklediği iki aday-Mark Fairchild ve Janice Hart-Illinois de Demokrat Parti seçimlerini kazandı. Illinois Eyaleti Parti Başkanı'na La Rouche'un bozguna uğrayacağına dair tehditler geliyordu. Wall Street ve mason grupları, ADL'nin sahipleri, La Rouche ekibinin zaferi nedeniyle şok halindeydiler. Suall New York'a gitti ve La Rouche'a karşı bir ADL hareketi başlattı. Birkaç ay içinde Federal seçim komisyonu kayıtlarına göre ADL'ye ait iftiralar, Kongre'nin her üyesine dağıtıldı. La Rouche'a karşı binlerce medya saldırısında bulunuldu ve kendisi antisemit KGB ajanı, neo-Nazi hatta uluslararası terörist olarak suçlandı. ADL'nin amacı halkı La Rouche'un politik hareketinden uzaklaştırmaktı.19
1982 Baharı'ndan beri Suall ve ortakları, La Rouche'tan nefret eden eski ABD Devlet Sekreteri Henry Kissinger, dönemin FBI Başkanı William Webster'a özel mektuplar yazarak FBI'nın La Rouche politik hareketini durdurmasını istedi.
Kissinger'in savcısı, La Rouche'un yabancı İstihbarat bağlantıları olduğunu belirterek yalan söyledi. Böylece CIA, FBI ve Pentagon toplu olarak araştırma ve saldırma hakkına sahip olacaktı.
Ocak 1983'te Başkan'ın Dış istihbarat Danışma Kurulu'ndaki Kissinger'ın taraftarları La Rouche'a karşı aktif harekete geçilmesi için resmi talepte bulundu.
Hükümette George Bush ve Oliver North'la ilgili olarak kötü idarenin ortaya çıkmasıyla mahkeme düştü. Basın raporlarının sonradan gösterdiğine göre jüri, suç hareketlerinin Lyndon La Rouche tarafından değil aslında hükümet tarafından işlendiğini kabul etti.20
"P2'DEN SONRA SIRA P3'TE Mİ?"
Akla şöyle bir soru gelebilir: P2'nin 2'si neyi sembolize etmektedir? Bu sorunun cevabı, locanın geçmişini araştırınca ortaya çıkmaktadır.
Bu locanın başlangıcı 19. yüzyılda Propaganda 1 adıyladır. Sicilya Mafyası'nın kurucusu Gisseppe Mazzini tarafından kurulmuştur. Mazzini ilk Komünist Enternasyonel'in üyesi, İngiltere'den Lord Palmerston'un ajanı ve İskoç Riti'nin Üstad-ı Azamı'dır.21
P2 Soruşturma Komitesi Başkanı Tina Anselmi iki yıllık araştırma sonucunda P2 hakkında elde ettiği bulguları şöyle açıklamıştır: "P2 hiçbir şekilde ölü değildir. Hala faaliyette olan bir örgüttür. Para, araçlar ve bütün imkanlar ellerinde bulunmaktadır."22
Görüldüğü kadarıyla P2 deşifre olmuştur ancak, kara para aklama ve mafya bağlantılı karanlık loca faaliyetleri hala devam etmektedir. Bu yüzden P2'den sonra şimdi de P3'ün faaliyet halinde olup olmadığı sorusu gündeme gelmiştir.

 P2 LOCASI'NIN BAZI ÜYELERİ
Licio Gelli : Kurucu Üstad-ı Azam
Sindona : Nixon’a mali kaynak bulan Sicilya’lı finansör
Miceli : Devlete karşı pek çok komploya karıştığı biliniyor. Fransız Gizli Servisi (SDECE)’nden.
Sogno : İtalya CIA bölümünden. Devlete karşı darbe girişiminde bulunmuş.
Malizia : Askeri danışman, Savunma Bakanı Hukuk Danışmanı
Alavena ve Aloja : Askeri İstihbarat Servisi üyeleri (SID)
Giudice, Mirigneli : Polis
Spagnulo : Romalı general
Giudice : Gümrük Polis Müdürü
Minghelli : Polis generali
Viezzer : Albay SID üyesi
Carolllo : Demokratik Hıristiyan Partisi senatörü
Birindelli : Amiral, NATO eski başkanı, Sosyal Hareket üyesi (aşırı sağ)
Luris, Cetrulio, Tanassi,  Orsello, Terrana, Apollonio,  De Maria, Paolo: Politikacılar 
Stellini, Renai : Orduda yüksek dereceli kişiler
Picchiotti : General, eski Devlet Başkanı
Ciccolo : Amiral
Barile : Doktor
Dina : Savunma Bakanlığı Genel Müdürü
Pasqua, Lombardi, Manino, 
Raspini, Pinello, Zambardino, 
Catalano, Scricciolo, Lonoce
: Yargıç
Arcari, Albanese, Arena : Banka yöneticileri
Ursini, Biamonti, Carta, Vassila : Finansör
Brusco, Carpinteri, Martino, 
Goggiolo, Domenichini
: Gazeteci
Acoma, Vacarro, Compagno, 
Franco, Serio
: Belediye Başkanı ve Palermo Belediye danışmanları
Franchi: İtalya Futbol Federasyon Başkanı
Antonio Petrucci, Giulo Rondini: Papaz

Ayrica pek çok politikaci, askeri görevli, adli tip yöneticisi, gazeteci ve papazin adi da var.  

Gonzales Mata, Les Vrais Maitres du Monde, ss. 301-302


P2-ROTHSCHILDLARDAN CALVI İNFAZI



"Locaya ihanet "suçundan mason kurallarına uygun olarak öldürülen Banker Calvi'nin infazının ardında Yahudi sermayedar Rothschild vardır.
Rothschild Bankası Müdürü Juerg Heer, Calvi'nin katillerine parayı, çalıştığı bankanın sahibi Baron Ellie de Rothschild'ın bilgisi dahilinde kendisinin verdiğini söylemiştir.

Eski mafya liderlerinden Thomasso Buscetta'nın soruşturma sırasında adından söz etmesiyle deşifre olan Heer'in önce yargıçlara, daha sonra da American Wall Street Journal gazetesi ile İtalyan Panorama dergilerine yaptığı açıklamaları siyaset, ekonomi ve mafya çevrelerinde şok etkisi yaratır.

Heer, katillere cinayetten 5 hafta sonra ödediği söz konusu parayı, mafya ile ortak ilişkileri olan P2 Mason Locası'nın isteği üzerine verdiğini söylemiştir. Parayı kimlere verdiğini ve P2 Mason Locası'ndan emri kimden aldığını ise açıklamaktan kaçınmıştır.

Heer, ayrıca 1976'da İtalya'da yerli sermayenin dışarı çıkarılmasını yasaklamasından sonra bu ülkenin sermaye sahiplerine özel hizmet vermek için "banka içinde banka" kurduğunu söyler. Sermaye sahiplerinin adlarını açıklamayan, ancak aralarında çok önemli kişilerle mafya babalarının bulunduğunu belirten Juerg Heer, Ellie de Rothschild'in bu kişilerden yılda 500 bin dolar ile 5 milyon dolar arası komisyon aldığını iddia etmiştir.
Ambrosiana Bankası'nın Genel Müdürü Roberto Calvi, 1982 yazında Blackfriairs Köprüsü'nde P2 Mason Locası Başkanı Licio Gelli'nin emirleriyle öldürülmüştü. P2 Mason Locası'yla parasal ilişkiler içinde bulunan Ambrosiana Bankası, öte yandan da Vatikan Bankası Başkanı Amerikan asıllı Kardinal Paul Marcinkus ile de kirli para işleri çeviriyordu.
Zürih'teki Rothschild Bankası'nın Kredi Bölümü yöneticisi Juerg Heer, itiraflarına şöyle devam eder: "İtalya'da yeni çıkan bir kanunla kişilere denizaşırı mal varlıklarını açıklamak zorunluluğu getirilmişti. Tito Carnelutti adlı çok ünlü bir avukat bize geldi ve zor durumda olan bir çok müşterisi olduğunu söyledi. Rothschild Genel Direktörü Gilbert de Botton'la beraber, yürütülüyordu operasyonlar. Paravan şirketlerle ortaklık kuruluyor böylece, mal varlığı düşük gösteriliyordu. Consob'a (İtalyan Borsa Denetleme Kurumu) sahte beyan yapıyorduk. Angelo Rizzoli bizim müşterimizdi. Rizzoli'nin % 20'si Bruno Tassan Din'indi. Tassan Din, De Button'a büyük ödemeler yapacağını söyledi ve bu arada Lüksemburg'daki Ambrosiano Bankası'ndan Angelo de Bernardi diye birisi ortaya çıktı ve bize kaynakların Bellatrix'den geleceğini söyledi. 95 ve 43 milyon dolarlık iki partiden bahsediliyordu... Bir sabah P2 Locası'nda önemli bir görevi olan yakın bir İtalyan tanıdığımdan bir telefon aldım. Gelli'nin yakın adamlarından biriydi.... Talimatlar çerçevesinde yarım bir 100 dolar elime geçti, ayrıca bir valiz almamı ve 100 doların diğer yarısını getirene bu parayı vermemi söyledi (valizde 5 milyon dolar vardı)... Bu ödeme Calvi'nin öldürülmesinden 5 hafta sonra yapıldı... Bu paranın Calvi cinayeti için ödendiğini daha sonra öğrendim."

P2'DEN SONRA BÜYÜK ŞARK LOCASI SKANDALI




P2'nin deşifre olması aslında İtalya için pek birşey değiştirmemişti. Daha sonra patlak veren İtalya Büyük Şark Locası skandalı, masonluğun ülke üzerindeki kontrolünün devam ettiğini ortaya koydu.
1981 yılının Haziran ayında patlak veren ve NATO'yu olağanüstü boyutlarda tedirgin eden skandala yol açan P2 Mason Locası'nın, çok güçlü bir Mafya-Kontrgerilla-Gizli Servis şebekesi olduğu ortaya çıkmıştı. Askeri casusluk, silah ve esrar kaçakçılığı gibi yolsuzlukları kapsayan P2 skandalına devletin en yüksek düzeyindeki kişilerin karışmış olması, büyük bir siyasi krize yol açmıştı. Siyasi görüşü aşırı sağ olan locanın amacı büyük bir İtalya yaratmaktı. Neo-faşist akımların öncülüğünü de bu loca yapmaktaydı. Skandala, Savunma Bakanlığı'nda görevli 175 yüksek rütbeli subayın yanısıra, üst düzey hükümet yetkilileri ve politikacılar karışırken mason locası başkanı Licio Gelli skandalın patlak vermesinden kısa bir süre önce yurt dışına kaçmıştı.
İtalya'da dernekler yasasına aykırı olarak kurulan bazı mason localarının Mafya ile işbirliği yaptığı cinayet ve geniş çaplı yolsuzluklara karıştığına ilişkin belgeler ortaya çıkartıldı. Cenova Savcılığı'nın açıkladığına göre yasadışı kurulan İtalya Büyük Şark Locası'nın yolsuzluğuna aralarında politikacı, gazeteci, işadamı, hakim ve yargıçların bulunduğu üst düzey bürokratlar da katılmıştı. İtalya Büyük Şark Locası lideri Giuliano Di Bernardo'nun onayı ile izin verilen yasadışı mason localarının Kalabriya Mafyası ile bağlantısının ele geçirildiği, şimdilik beş politikacının adına rastlandığı ve bunların dokunulmazlıklarının kaldırılması için harekete geçeceklerini bildirdi.
Bu arada, ülkedeki yasal mason localarına yapılan baskınlarda yasal olmayan mason localarının üyelerinin adları ele geçirildi. Ayrıca ele geçirilen belgelerde locaların ülkenin birlik ve bütünlüğünü ortadan kaldırmak için kurulduğu, mafya ile ilişkilerinin bulunduğu, cinayetlere karıştığı, seçimlerde oy karşılığı politikacılardan "torpil" temin ettikleri ortaya çıkarıldı.

P2'NİN BİR KOLU:TRAPANİ C LOCASI




P2 Locası Üstad-ı Azam'ı Licio Gelli ile tam bir bağlantı içinde olan Trapani, masonlarının gizli bir bölümü olan C Locası'na (C:Coperta=Örtülü) uyarlanan riti kullanılmaktaydı. Trapani, savcı vekili Franco Messina'nın cesur bir soruşturması sonucu ortaya çıkarılmıştı. Daha sonra şüpheli bir af sayesinde kurtulan bu C Locası'nın hala faaliyette olduğuna dair şüpheler vardır.
Trapani C Locası'nı diğerlerinden farklı ve ilginç kılan özelliği, uyguladıkları ayin yöntemiydi. Bu ayinde töreni yöneten kişi keskin bir bıçak tutar, bununla ilk önce kendi bileğini, sonra karşında duran "kardeşi"ninkini çizerdi. Andından kanlarını karıştırılar ve dudak dudağa öpüşürlerdi. Bu uygulama eski bir mafya ritine benzese de, değildir. Bu, modern bir mason ritidir. İşadamları, polis memurları, devlet bürokratları, kardinaller, mafyanın liderleri ve mafya katillerinin tam bir uyum içinde beraberce bulundukları bir locada uyguladıkları bir rit...

Basın garip bir şekilde Savcı Vekili Messina'nın araştırmasına ilgi göstermemişti. Trapani gibi İtalya'nın küçük bir şehrinde, Carreca 2 Caddesinde, bir eğitim merkezi ve ve İtalyan Birliği Derneği'nden başka 6 tane de loca vardı: L'Iside, L'Iside 2, L'Hiram, La Civillo d'Alcamo, La Cadierove Osiride. Sonuncusu ise, çok gizli bir "süper" locaydı: C Locası...
Bu soruşturmada ortaya çıkan bir diğer ilginç olay da, 1974 yılının sonlarına doğru Motalepre'de küçük bir evde, Mafya'nın en güçlü aileleri ve Trapani masonluğu arasında bir anlaşma yapıldığıydı. C Locası'nda tekris edilmiş bir çok ünlü isim vardı. Vali vekili Guiseppo Chitarro, Emniyet Müdür Vekili Saverio Bonura, bölgenin ünlü Hıristiyan Demokrat Lideri Francesco Canino, mafya üyeleri ve katiller, Mariano Agate, Calogero Attria, Pietro Fundaro, Gioacchino Calabro... Bu listeden ayrıca Giuseppe Mandalar gibi, Palermo Mafyası için ticaret yaptığı bilinen ve Toto Riina gibi patronlar patronu olan bir kişinin şirketlerini yönettiği bilinen bir kişi de çıkarmak mümkündü.

C Locası arşivinden şu ortaya çıkıyordu: Sadece şehrin tüm işleri değil, Birgi Havaalanı için yapılan milyarlık ihaleden, sıradan vize olaylarına kadar herşey bu garip Mafya-Mason bağlantısının elinde tutuluyordu.

"Iside 2" Locası Trapani bölgesinde, politik ve yönetimle ilgili birimlere sızma görevi yapıyordu. İtalyan Gizli Servisi SISMI, bütün uyarılara rağmen patronların patronu Toto Riina'yı yakalayabilecekleri bir mafya toplantısını basmıyordu. Çünkü Riina gibi önemli mafya patronları gizli mason derneklerine üyeydiler.

P2'NİN KONTROLÜNDEKİ SOSYAL DEMOKRASİ




İtalya'da sözümona "Sosyal adaletin koruyucusu" olan Sosyal Demokratlar rüşvette, yolsuzlukta, mason localarıyla olan bağlantılarda diğer partileri aratmadılar. P2, sosyal demokrasinin sınırlarını da kendisinin çizdiğini bir kez daha kamuoyuna göstermiş oldu. P2'nin Sosyal Demokratlık sınırları içinde rüşvet, yolsuzluk, adam kayırma gibi önemli "ilkeler" ön plandaydı.
Örneğin Kalabriyalı Sosyal demokrat milletvekili Paolo Romeo, hem Gladyatör, hem Ndrangheta Yönetim Kurulu Üyesi, hem de P2 Locası şefi Gelli'nin yakın bir arkadaşıydı.

Sosyal Demokrat görüşleriyle tanınan düşünür Massimo Cacchiari'ye "Neden Sosyalist Parti'ye girmiyorsun?" diye sorduklarında "Teşekkür ederim..." demiş, "...buna gerek yok; çünkü ben aileden zenginim."
Başkent Roma'da ağızdan ağıza dolaşan bu anektod, İtalyan Sosyalistlerinin boğazına dek saplandıkları skandalın boyutlarını olduğu gibi sergilemektedir. Öyle ki İtalya eski Başbakanı ve Sosyalist Parti Lideri Bettino Craxi artık sokağa bile çıkamamaktadır.

Craxi'nin P2 Mason Locası ile birlikte yolsuzluk yapmak, rüşvet almak gibi suçlara karıştığı kesinleşmişti.
Araştırmalar P2 Mason Locası ile Craxi arasındaki bağlantıları birer birer ortaya çıkarıyordu. Sorgu yargıçları P2-Craxi ilişkisinin ilk ipuçlarını bir banka hesabının incelenmesi sırasında elde ettiler. P2 Locasından Roberto Calvi, 1981 yılında savcıların, locanın tüm evraklarına el koymasından bir gün önce bir İsviçre Bankası'na 3.5 milyon dolar yatırmıştı. Union Banques Suisse'de "Koruma" şifresiyle açılan hesabın ortaklarından biri de Craxi'nin yakın arkadaşı Silvano Larini idi. Larini böylece, Milano'dan elde edilen rüşveti Craxi'ye aktarıyordu.
İtiraflara göre İsviçre Bankası'ndaki hesabın en büyük ortağı, bir mason olan Fioro Fiorini idi. Fiori'nin Sosyalist Parti ile işadamları arasında bağlantı kurarak Milano skandalına da bulaştığı söyleniyordu.
P2-Sosyal Demokratlar bağlantısı, Sosyalist Parti Lideri Bettino Craxi'nin ve eski Adalet Bakanı Sosyalist Parti Genel Sekreter Yardımcısı Claudio Martelli'nin istifa etmesiyle sonuçlandı. Sosyalistler-Hıristiyan Demokratlar arasındaki garip koalisyonda da önemli bir kriz yaşanıyordu. Bu koalisyonun en önemli ortak yönü her iki tarafında masonluğun emrinde olması mıydı acaba?

FRANSA'DA BÜYÜK DOĞU LOCASI SKANDALI




Avrupa'nın diğer ülkelerinde de locaların ortaya çıkarılan bazı faaliyetleri, buzdağının hepsini değilse bile bir kısmını gözler önüne sermiştir. Fransa'daki Büyük Doğu Locası skandalı buna güzel bir örnektir.
Fransa Büyük Doğu (Grand Orient de France) isimli mason locasının üyelerinden Michel Reyt, aynı zamanda L'Hay-Les-Roses'teki Vickor Schoelcher Locası'nın da müdavimlerindendi. Masonlardan ve çok üst düzey politikacı bürokratlardan bir çok tanıdığı vardı. Bu politikacıların büyük seçim masrafları ve başka bazı giderleri Reyt tarafından "karşılıksız" finanse ediliyordu. Bu kişiler de büyük ihalelerin pazarlanmasını Reyt'e bırakmışlardı. Reyt'in yardım ettikleri içinde François Mitterand, Başbakan Pierre Beregovoy ve SP Başkanı Lurent Fabius da vardı. Eski Başbakan Michel Rocard'la Pierre Maroy'un adları da geçiyordu.

İNGİLTERE'DE POLİS ŞEFLERİNDEN SAVCILARA, AVUKATLARDAN ADLİ TIP'A
UZANAN MASON HAKİMİYETİ





İngiltere, masonluğun Avrupa'daki önemli bir kalesidir. Bunu en ayrıntılı olarak, masonlukla ilgili ünlü kitabı The Brotherhood'u yazdıktan sonra bir fail-i meçhule (!) kurban giden Stephen Knight açıklamıştı:
1970 başlarında Scotland Yard'da yapılan tasfiyelerde masonik suçlularla rüşvet anlaşmaları yürüten ve Emniyet Müdürü mevkisine kadar yükselen mason polisler vardı. Scotland Yard'da kurulan dedektif bölümündeki kişilerin büyük çoğunluğu da masondu.
Polis içinde masonik bir yapılanma oluşmuştu, masonlar her bölümde gizlice bir araya gelip, kararları hissedilebilir derecede etkiliyorlardı. Police Review editörü Brian Clark'a göre "masonluk aracılığıyla iltimas terfilerde rol oynamaktadır. Asıl önemli konu ise masonlar, Rotaryenler, Lions ve Round Table üyeleri kendilerinden olan polislerden iltimas beklemektedir. Bazı polisler kendilerinden istenenden öyle utanmışlardı ki, sonuçta masonluktan ayrılmaya karar vermişlerdi."
İngiltere'deki Başmüfettiş'ten, Emniyet Müdürü'ne kadar 200 kişi üzerinde 1981'de yapılan araştırmada, 186 tanesinin mason olduğu anlaşılmıştı. Scotland Yard dedektifleri arasında rüşvet 1965'lerden beri masonik baskıdan dolayı çok büyümüştü.
Hukuk sisteminde de masonluk senelerden beri yerleşmiş durumdaydı. 1966'da İngiltere'de kurulan Mahkemeler Teşkilatı Senatosu'nun başında United Grand Locası'na bağlı üst dereceli mason olan Hakim Widgery bulunmaktaydı. İngiltere'deki 40.735 savcıyı kapsayan Hukuk Topluluğu dünyadaki en önemli masonik kuruluşlardan birisi olarak kabul ediliyordu.
İngiltere'de son dönemde Scotland Yard'da mason örgütlenmesi konusunda başlayan huzursuzluk meclis gündemine girdi. Böyle bir örgütlenmeye bundan böyle izin verilmeyeceğine dair verilen teminatla gerginlik sona erdirildi.

COSA-NOSTRA, CIA, MASONLUK VE GLADIO


İtalya'da mafyanın devletin tüm kurumlarını sarmış olduğu Andreotti gerçeğinin ortaya çıkmasından sonra daha iyi anlaşıldı. Mafya uzmanı Pino Arlaki bu gerçeği skandallar öncesinde şöyle açıklamıştı:
İtalya'da mafya, alışılmış yasa dışı yolları yetersiz bularak, devleti ele geçirme operasyonunu ustalıkla sürdürüyor. İtalyan Mafyası bugün bilinen uyuşturucu, cinayet, kumar, koruma ve soygun gibi işleri hafif buluyor. İtalyan Mafyası'nın en büyük gelir kaynağı, İtalya Devleti'nin bizzat kendisidir. Mafya, artık İtalyan Hükümeti'nin açtığı devlet ihalelerinin peşindedir...

Mafya-CIA işbirliği ABD'nin mafya yardımıyla Sicilya'ya çıkartma yaptığı günlerden günümüze kadar aralıksız devam etmiştir.
Izvestia gazetesi muhabirlerinden ve KGB'nin Roma ajanı Leonid Kolosov, yaptığı bir açıklamada, CIA'nın mafyanın yardımıyla, 27 Ekim 1962'de İtalyan Devlet Petrol Ortaklığı'nın kurucusu Enrico Matei'nin bulunduğu uçağı havayı uçurduğunu öne sürmüştü.
İtalyan Mafyası ile ABD ilişkisi konusunda eskiye uzatılan bağlantılar da biliniyordu. Buna göre Mussolini'nin ilgisini çekemeyince mafya, 1943 yılında ABD hükümeti ile işbirliği yaparak, Amerikan ordusunun Sicilya'ya çıkartma yaptığı zaman, ünlü mafya babası Lucky Luciano'yu serbest bıraktırtmış, mafyanın ikinci büyük babası Vito Genoveze'yi ise ABD Ordu Komutanı General Charles Poletti'nin güvenilir tercümanı olarak Sicilya'ya göndertmişti.

Mafya-CIA-Mossad işbirliğinin en güzel örneklerini Meyer Lansky-Bugsy Siegel-Lucky Luciano üçlüsünü incelerken görmüştük. "Patronların patronu" Lansky FBI şefi Hoover'in homoseksüel ilişkilerine ait fotoğrafları kullanarak FBI'nın mafyayla mücadelesini tamamen durdurmuştu. Lansky'ye bu fotoğrafları sağlayan ise CIA Şefi Willam Donnovan'dan başkası değildi. CIA Şefi Allen Dulles'ın Lansky ile işbirliğine girerek Mafyanın CIA yararına çok-uluslaştırılma projesinin gerçekleştirdiğini görüyoruz. Bu işbirliği Bilderberg Group'un kurulmasında da devam etmektedir.
Lansky'nin Mossad'la bağlantısı ve İsrail Devleti'nin finansında oynadığı rol ve Kennedy dışında tüm ABD başkanlarını kontrol altında tutabilmesi Mafya-CIA-Mossad ilişkisinin çapını göstermektedir.
ABD'de mafya örgütlenmesi konusunda L'Evenement du Jeudi dergisinin eski Palermo Belediye Başkanı Leoluca Orlando ile yaptığı röportajda önemli açıklamalar mevcuttur:
Soru: Zamanımızda ABD'liler hangi politik ve sosyal güçlere dayanıyorlar?
Orlando: Özellikle masonluk ve Mafya'ya dayanıyorlar. ABD'liler mafya üyelerini İçişleri Bakanı, Belediye Başkanları yaptılar. Mesela ünlü eşkiya Salvatore Giuliano, ABD Başkanı Truman'ın yakın arkadaşıdır.
Soru: Sizce Mafya, Amerikalılar tarafından Soğuk Savaş sırasında kurulan, kontra gruplarından Gladio'yla da ortak çalışır mıydı?
Orlando: Sicilya'da bazı mafya grupları Gladio ile çok sıkı bağlıdır. Trapani tarafından yapılan bir anket, bu komandoların özellikle mafya üzerinde yoğunlaşmış bir organizasyon olan Scorpiolar'la ilişkisini ortaya çıkarmıştır.

1969-1992 arasında Mafya Roma'ya gönderilen savcıların 13 tanesine de suikast düzenlemişti. Bu savcıların görevleri, uyuşturucu trafiği ile Mafya olaylarının bağlantısını çözmekti. Pek çok İtalyana göre Mafya'nın adamı olan politikacılar, ölmesini istedikleri polis ve savcıları Palermo'ya yolluyorlardı... Mafya ve devlet, devletin (!) gücünü sınırlandırmak isteyenleri ortadan kaldırabilecek bir durumdaydı.
Esas asker yollanması gereken yerler parti toplantıları, parlamento, mafyaya bağlı politikacıların bulunduğu yerlerdi. Mafya politik destek olmadan, yaptığı işleri yapamazdı, hatta yaşaması bile mümkün değildi.

İtalya'da en büyük mafyanın Devlet olduğu Palermo Belediye Başkanı Orlando ve L'Espresso dergisi tarafından çok açık biçimde anlatılmıştı. Mafya-CIA-Masonluk-Gladio batağına saplanmış bu Akdeniz ülkesinin durumu içler acısı gibi gözükse de, en azından bu bataktan çıkmak için gösterdiği gayretlerle bu batağın içine saplanmış fakat bataktan çıkmak için çabası olmayan komşularından bir adım önde bulunuyordu.
3 Eylül 1982'de Palermo Jandarma Generali Dalla Chiesa'nın karısıyla birlikte öldürülmesinden sonra İtalya kendini imkansızlıklar ya da isteksizlik karşısında bulmuştu. Giovanni Falcone gibi anti-mafya olayının sembollerinden Tano Grasso "başta Andreotti olduğu sürece, Mafya karşıtı hiçbir olay yapılamaz" diyordu. O, mafyaya dahil değildi, ama 45 senedir iktidara getirdiği şahıslar için aynı şeyi söylemek mümkün olamıyordu. Palermo'nun her sokağına bir polis koymanın dahi Mafya'ya bir etkisi olmayacağına inanılıyordu.

İtalya'da Masonluk-Mafya örgütlenmesine karşı direnen tüm avukat ve polisler öldüler. 1982'de Chiesa ve karısı Emmanuela'nın öldürülmesi, tüm dünyayı ayağa kaldırmıştı. Diğerleri onları takip ettiler: Hıristiyan Demokrat Partisi'nin İl Sekreteri Michele Reina 1979'da öldürüldü. Pier Santi Matarella, Bölge Başkanı 1980'de öldürüldü. Pio la Torre, Komünist Parti üyesi, 1982 Nisanı'nda öldürüldü. Ama hiçbiri Dalla Chiesa'da olduğu kadar etki yaratmadı.
Le Point dergisinde Palermo eski Belediye Başkanı Orlando ile Kontrgerilla, Mafya, faili meçhul cinayetler hakkında yapılan bir röportaj yer aldı:

Orlando: Mafya devletin, adaletin, borsanın tamamen karşısındadır. Öte yandan devlet, adalet ve borsanın ta kendisidir. İktidarla planlanmış cinayetler arasında çok sıkı bir bağ vardır. Politikacılar ve önemli iş adamları olayları tamamen bilmektedirler. Dokunulmaz durumdadırlar çünkü korunuyorlardır. 10 yıldır tüm olaylarda hep aynı politikacıların isimleri geçmektedir. Palermo'nun bir başka Belediye Başkanı olan Vito Ciancimino, Andreotti'nin Salva Lima ile dûzenli olarak Sicilyalı arkadaşlarıyla ile ilgili toplantılar yaptığını söylüyor. Ama Andreotti adalet tarafından hiç duyulmadı. O Sicilyalı arkadaşlarını her zaman sonuna kadar korudu.

Le Point: Suçlamalarınız çok ağır.
Orlando: Çok yeni değil bunlar. İtalya'da herşey bilinir, herşey söylenir. Ama hiçbir şey yapılamaz. Benim kanımca politikacıların desteği olmadan 12 yıldır olan bunca cinayetten hiçbiri gerçekleşemezdi. Gerçekler yüksek görevlilerin çekmecelerinde ve oradan çıkmaz. Halkı sarsan hiçbir olay açığa kavuşmadı. Piazza Fontana olayı, Italicus olayı, Aldo Moro, P2 Locası? Pek çok sır kumların altına gömüldü...

Bütün bu Mafya-Gladio-Masonluk zincirinin en üstünde yine Mossad ve İsrail vardı.
İsrail'in İtalyan ve diğer Avrupalı faşist örgütlerle işbirliği vardır. İtalyan makamlarının, ülkelerindeki radikal sağ terörizmi soruşturmaları sayesinde, en az 100 İtalyan faşistin Lübnan'daki Kataeb kampında Mossad tarafından silah ve patlayıcı maddeler konusunda eğitildiği saptanmıştır. İtalyan soruşturma görevlilerinin genel kanısına göre, Mossad'ın bu eğitim kamplarında Bologna katliamını gerçekleştiren teröristler de yetiştirilmiştir.

"ÇEKİK GÖZLÜ LEJYONERLER" KİMLER?

Bologna'da üç jandarma, suratları bereli, otomatik silah kullanan üç kişi tarafından öldürülür. Daha sonra bu olayı "Çekik Gözlü Lejyonerler" üstlenir. İsmi Nazi ideolojisini çağrıştıran bu örgütün militanları öylesine profesyonelce silah kullanıyorlardır ki, eğitimlerini bir atış poligonunda değil, askeri kamplarda yapmışlar imajı uyanmaktadır. Saldırganlar hakkında fazla bir delil elde edilememiştir. Polisin elinde sadece beyaz bir Fiat Uno ve bir adet Beretta 70 vardır. Bu silah daha çok NATO'nun özel organları olan NOCS ve GIS tarafından kullanılmaktadır. Ağır ama çok kullanışlı olan bu silah, 22 kalibrelik Remington mermisi atar. Adi suçlular tarfından hiç kullanılmayan bu silah yüzünden polis zor durumda kalmıştı. Balistik kayıtları ve önceki vakalarla karşılaştırma imkanı yoktu.
Örgüt mensubu olduğunu açıklayan bir başka kişi, telefonla yaptığı açıklamada, asıl hedeflerinin merkeziyetçi ve otoriter rejimler olduğunu iddia etmişti.

BİR "GLADYATÖR": STEFANO DELLA CHIAIE




Stefano Delle Chiaie Apio'da doğdu. Mussolini'nin nutuklar attığı meydanlarda büyüdü. Dokuz yaşına geldiğinde ülkesi II. Dünya Savaşı'nda yenilmiş, Mussolini bacaklarından asılmıştı ama, Stefano'nun yüreğindeki faşizm sevgisi silinmemişti. Daha 20 yaşındayken yörenin yerel faşist partisinin sekreterliğine yükseldi. İki yıl sonra da Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni bitirdi.
Stefano partiyi pasif olmakla suçluyordu. 1958'de kendine daha radikal bir faşist parti bulup transfer oldu. Artık Ordine Nuovo üyesiydi. Partinin sloganları bile Nazi SS'lerinin kültürünü çağrıştırıyordu: "Onurumuz, bağlılığımızdır!"
Faşistler arasında kısa boyundan dolayı "Il Caccola", yani "Bücür" diye tanınan Chiaie gizli servislerle ilişki kurmaya ise 1960 yazında başladı. O sıralarda İtalya eylemlerle sarsılıyordu. Eylemlerde 12 kişi öldürüldü, yüzlercesi yaralandı ve olaylar hükümetin istifasına kadar vardı.
Bir İçişleri Bakanlığı görevlisi tam bu günlerde Chiaie'nin kapısını çaldı.
Chiaie mesajı almıştı. Hiç gecikmeden pasif bulduğu partisinden ayrıldı ve kendi faşist partisi "Avangurdia Nazionale" (AN) kurdu. AN, faşist terör eylemleriyle bundan sonraki 20 yıla damgasını vuracaktı...



İTALYAN FAŞİSTLER
Avangurdia Nazionale partisine her ay bağışta bulunanlar arasında 300 bin lirete yakın para veren çimento ve Sigorta Kralı Carlo Pesenti vardı. P2 Mason Locası'nın Başkanı Licio Gelli de destekçiler arasındaydı.
Parti kısa sürede İtalya'nın birçok şehrinde bürolar açtı ve hızla yayıldı. Ve silahlı eylemler başladı...
Ancak artık yasal partinin başkanlığını yapmak Stefano'ya yetmiyordu. O daha fazlasını, büyük bir silahlı çetenin liderliğini amaçlıyor ve yasalar tarafından denetlenmek istemiyordu. Bu yüzden 1966'nın başında birdenbire partisini feshetti. Ve yeraltına geçti...
Stefano bu dönemde kaçak olarak Avrupa'nın birçok yerini gezdi. Almanya, İspanya gibi ülkelere gitti ve bu ülkelerde neo-faşist bağlantılar kurdu. Hatta AN üyelerinden Mario Mellino'nun ifadesine göre, bir Fransız'la birlikte Roma'daki Güney Vietnam Elçiliği'ne bomba koyup rakip fraksiyonların üstüne yıkmak gibi tertipler tezgahladı. Bütün bunların adı "Gerilim Stratejisi"ydi... Yani karşı tarafı terör bataklığının içine çekerek halk nezdindeki meşruiyetini zedeleme stratejisi...
Chiaie'nin bir görevi de cuntalara "temizlik danışmanlığı" yapmaktı O yıllarda birçok ülkede faşist askeri darbeler yapılıyor, geride diktatörlükle yönetilen ülkeler kalıyordu. O da adamlarıyla beraber bu ülkeleri rejim muhaliflerinden temizliyordu! Bu hizmetlerinden ilkini 1967'de Yunanistan'daki CIA destekli askeri darbeden sonra gerçekleştirdi. Oraya gidip Yunan Gizli Servisi'nin seçtiği faşist militanları eğitti, onları İtalya'ya götürüp kurs verdi. İtalyan faşistlerini de Yunanistan'a götürdü. Bu operasyonun resmi adı "kültürel değişim" programıydı. Böylece Yunan ve İtalyan faşistleri bilgi ve görgülerini arttırdılar...
Stefano artık " Büyük Patron"un, yani dönemin CIA'nın da dikkatini çekiyordu. Hizmetleri karşılıksız kalmadı. Mafya, gizli servisler ve siyasetçilerle yakın ilişkisi olan bir Amerikan bankası; Chicago yakınlarındaki Continental Illinois National Bank and Trust Company, bugünler içindi. Chiaie bu bankadan yüklü çekler aldı.

BAKANLIKTA DARBE




12 Aralık 1969'da Milano'da Fontana meydanındaki Agrikultura Bankası'nda büyük bir patlama oldu. 16 kişi ölmüş, 88'i de yaralanmıştı. Ardından Roma'da bazı banka ve şirketlerde üç patlama daha oldu. Ve tüm bu olaylardan sonra bir "sürek avı" başlatıldı, birkaç gün içinde 150'den fazla kişi tutuklandı. Liderlerinden Pinelli yakalandı ve işkence gördüğü sırada öldürüldü. Ancak sevilen işçi liderinin katilini binlerce işçi Milano'da protesto edince provokasyon bozuldu. Polis tepkiler üzerine soruşturmayı derinleştirmek zorunda kaldı. Ve işi faşistlerin yaptığını anlaşıldı. Bomba Chiaie'nin yakın adamlarından Merlino tarafından bırakılmıştı...
İkinci büyük "iş" ise Chiaie ve adamlarının bir yıl sonra İçişleri Bakanlığı'nda yaptıkları darbeydi. Faşistler 50 kişilik bir komando grubuyla birlikte İçişleri Bakanlığı'na işçi kılığında girdi ve birkaç saat sonra Bakanlığı ele geçirdi. Darbe, onlardan daha güçlü bir gizli örgüt olan "Rüzgarın Gülü"nün başkanı Amiral Hencke'nin ertesi günkü telefonuyla yarım kaldı. Ve Stefano yine kayıplar karıştı. Yeniden ortaya çıktığında yıl 1971'di ve O, Franco yönetimindeki İspanya'daydı...

FRANCISCO FRANCO'NUN CHIAIE'YE HAYRANLIĞI




İspanyol faşist diktatörü Franco, yüzden fazla adamıyla beraber ülkesine gelen bu faşisti krallar gibi karşıladı. Chiaie'nin şöhretini duymuştu ve ona hayrandı. "Stefano İtalya'da işleri yoluna koyan ender insanlardan" diyordu. Övgülerin ardından, Franco sadede geldi: İspanya'da da yoluna koyması gereken işler vardı...
Chiaie hemen ETA'ya karşı kolları sıvadı. İçişleri Bakanlığı'nın talimatıyla eski SS elemanlarını örgütleyip mücadeleyi başlattı.
Boş vakitlerinde de Güney Amerika ve Afrika'daki faşistlerle temas ediyor, Lizbon'daki bir örgüt aracılığıyla Angola'daki Unita'ya danışmanlık yapıyor ve Arjantin'deki ölüm mangalarının lideriyle görüşüyordu.
Chiaie İspanya'da kendisi gibi oraya sığınmış bir de kafadar buldu: Hitler'in askeri istihbaratçılarından Otto Skorzency... Otto ondan daha kıdemliydi ama Chiaie'nin yeteneklerini takdir ediyordu. Stefano'da gençlik ve enerji, Otto'da ise zengin bağlantılar vardı. Otto Skorzency 50'lerden bu yana "Uluslararası Stratejik Ölüm Mangası" gibi bir örgüt tasarlıyordu. İspanya Dışişleri Bakanı da fikri destekledi. Ve "Paladin" örgütü kuruldu... Chiaie'nin taze kan olarak gelmesiyle Paladin fikri canlandı ve hareket başladı. Rejim aleyhtarlarına karşı terör eylemleri ve cinayetler hızla attı... Skorzency ve Franco ölünce Chiaie'ye yine yol göründü. Portekiz ve Yunan cuntaları da devrilmişti. Chiaie'nin yeni mekanı, faşist kontrgerillaların cirit attığı Güney Amerika'ydı artık...

GLADIO-GÜNEY AMERİKA BAĞLANTISI




Chiaie önce seçilmiş Başkan Allende'nin öldürülerek devrildiği Şili'yi ziyaret etti. Madrid'deki Enesia Ajansı adına yaptığı ziyarette amacı, görünürde "yeni rejimle ticareti geliştirmek ve dostluk kurmak"tı. Gerçekte ise cunta düşmanlarını öldürmek üzere tim örgütlemeye gelmişti. CIA destekli bu operasyona "Condor (Akbaba) Operasyonu" dendi. Chiaie bu operasyondan sonra Arjantin'in Buenos Aires kentini kendine mesken tuttu. Oradan birçok ülkeye bir ya da iki güvenilir dostuyla birlikte seyahat ettiği biliniyordu. 70-80 yıllarını Sicilya Mafyası ile Güney Amerika kokain kartelleri arasında arabuluculukla geçirdi. Bu arada Bolivya'nin seçimle gelen hükümetini Arjantin'in desteğiyle devirme işini tezgahladı. Aranan Nazi savaş suçlularından Klaus Barbie'nin yönettiği Bolivya'daki "Ölümün Nişanlıları" örgütüyle çalıştı.
Stefano bu arada kolunu yeniden İtalya'ya uzatıp Bologna Katliamı'nı yaptırttı. Katliamın ardından polis P2 Mason Locası Başkanı Gelli'yi tutukladı ve bu "saygın" şahsiyetin aslında savaş döneminden beri aranan bir suçlu olduğu ortaya çıktı. P2, karanlık bir suç odağıydı, Güney Amerika'daki faşistlerle de bağlantılıydı. Ardından da Chiaie-Gelli ilişkisi açığa çıkarıldı. İtiraflar sonucu Chiaie ile Gelli'nin Buenos Aires'te Sheraton Oteli'nin lobisinde buluşup yeni planlar yaptığı saptandı. Yıllarca kimliğini perde gerisinde tutmayı başaran Chiaie'nin ismi, ilk kez ramp ışıklarının altına çıkmıştı. Bologna Katliamı'nı araştıran savcı Gentile, katliam sanıkları olarak Chiaie'nin de aralarında bulunduğu beş kişi hakkında uluslararası tutuklama kararı çıkarttı. Chiaie dışında dört sanık hemen yakalandı. Chiaie ise o dönemde Bolivya'da güvenlik danışmanlığı yapıyordu.
Ancak tutuklama emrinden bir ay sonra Bolivya'da askeri rejim yerini sivil hükümete bıraktı. Ve İtalyan Gizli Servisi'nin koridorlarında sevinç çığlıkları yankılandı: Büyük balığı yakalama umudu belirmişti...

CHIAIE'NİN DESTEKLİ KAÇIŞI




9 Ekim 1982 akşamı Alitalia'nın bir DC 10 uçağı tarifesiz bir uçuşla Roma'dan havalandı. Bolivya'nın başkenti La Paz'a giden uçakta 12 İtalyan gizli servis elemanı ve anti-terör uzmanı vardı. Hepsi de, yeni Bolivya hükümetinin kendilerini destekleyeceğini bilmenin rahatlığı içindeydi.
Ajanlar La Paz'da epey kaldı. Ancak eski kurt Chiaie hepsini atlatmış, çoktan Bolivya'dan ayrılmıştı... Chiaie'nin yakayı ele vermesi için beş yıl daha geçmesi gerekecekti.
1987'de Venezuella polisi başkent Caracas'taki apartmanında efsanevi İtalyan faşistini yakaladı. Söylentiye göre, Amerikan narkotiği DEA ABD'ye uyuşturucu sokan Chiaie'yi ihbar etmişti. İtalya hemen bir askeri jeti Caracas'a gönderdi ve "büyük balığı" aldırdı. Chiaie yargılandı, ama yakayı sıyırdı... Sanki görünmez eller devreye girmiş, bir düğmeye basıp bütün suç kayıtlarını silmişlerdi...
Öykü burada bitiyor. Ancak yıllardır Chiai'nin izini süren Amerikalı gazeteci George Black'in şu sözlerini de zihinlerden çıkmıyor: "Caracas'ta Stefano yerine terörist Carlos yakalansaydı bütün gazetelerde manşet olur, yüzlerce gazeteci peşine düşerdi. Carlos'tan katbekat daha önemli bir terörist olan Chiaie ile ise, birkaç gazeteci dışında ilgilenen bile yok.

İSRAL'İN İTALYA ÜZERİNDEKİ PLANLARI




İsrail'in İtalya'daki olaylara müdahalesinin çok karmaşık bir geçmişi vardır. İtalya, stratejik konumu itibarıyla Avrupa, Afrika, ve Ortadoğu arasında bir köprü başıdır. Arap dünyasıyla tarihsel bağları olan ülke, anti-siyonist katolik bir kültürle yoğrulmuştur, ayrıca örgütlü ve bilinçli bir işçi hareketine sahiptir. Amerika'daki eğilimler ülkenin sosyal ve kültürel gelişimi üzerinde etkili olmamaktadır. Bu özellikleri İtalya'yı dünya haritasında İsrail'in komplocu eylemleri için öncelikli hedef yapmaktadır. Siyonist bir lobiye ve siyonizmi savunan aydınlara sahip olmayan İtalya, İsrail tarafından "düşman ülke" olarak görülmektedir. İsrail bu ülkeye Amerika veya diğer müttefiklerin baskısıyla da etkide bulunabilmektedir. Daha 1940'lı yıllarda Haganah sabotajcılarının, Arap ülkelerine silah taşıyan gemileri İtalyan limanlarında havaya uçurması ve Irgun teröristlerinin Roma'daki İngiliz Büyükelçiliği'ne bomba atmasıyla, ülke siyonist terörizmin yatağı haline geldi. 60'lı yılların başında İtalya, siyonist İşçi Partisi mensuplarının, resmi ve yarı resmi radikal sağcıların, faşistlerin ve neo-Naziler'in İtalyan Demokrasisi'ni dinamitlemek için buluştukları bir merkez oldu. Ordu ve güvenlik servisi ile de yakın ilişkiler kuruldu. Bu unsurlar daha sonra 1964'teki başarısız darbe girişimine katılmakla suçlandı. 1971'deki ikinci darbe girişiminin lideri eski SS komutanı Valerio Borgheise'nin İsrail'e kaçtığı yolundaki haberler basında yer almıştır. Moshe Dayan'ın onayıyla Borgheise tarafından yazılan bir metin İsrail Savunma Bakanlığı'nca yayınlanmıştır. Dayan, Parlamento'da soru yöneltildiğinde bu konuyu doğrulamıştır.

1972'deki seçim kampanyasında, Mussolini'nin eski sağ kolu Faşist Parti Başkanı Giorgio Almirante ve eski NATO generali Gino Birindelli, İsrail üst düzey yöneticileriyle yakın ilişkilerinden gurur duyduklarını açıkça belirtiyorlardı.
1973'de Hıristiyan Demokrat Başbakan Mariano Rumor'a suikast yapan Bertoli'nin yanında, cinayet aracı olarak İsrail ordusunun işaretini taşıyan bir bomba bulunmuştur. Yapılan araştırma sonucu suikastçinin, bir süre öncesine dek bir İsrail Kibbutz'unda yaşadığı saptanmıştır.

SIFAR'ın yeni orta-sol hükümeti devirip, NATO destekli aşırı sağcı bir askeri diktatörlük kurma hazırlıklarının arka planını İsrail'in verdiği raporlar oluşturmaktadır. Söz konusu girişim son anda engellenmiştir.

1973 yılında Argo 16 adlı uçak Mossad tarafından düşürülür. Operasyona sebep olarak, bu uçakla Filistinlilerin İtalya'dan Malta'ya taşınıyor olması gösterilir. Fakat Filistinlilerin bu yolculuğu yaptığını Mossad'ın bilmesi ilginçtir. İtalyan Gizli Servisi dışarıya bilgi sızdırmış olmalıdır. Bunu gerçekleştiren kişi, SID'in Başkanı Gianadelio Maletti'dir. Maletti'nin Mossad'ın Roma Şubesi Başkanı Asa Leven'le yakın ilişki içinde olduğu tesbit edilmiştir. SISMI teşkilatının içinde kirli işlerin yaptırdığı "Ofis K" adlı bir bölüm vardı. Aslında Gladio'nun silahlandırılmasıyla da bu Ofis K ilgileniyordu.
Maletti o yıllarda SID-Gladio-Mossad işbirliğinin güzel örneklerini sergiliyordu.
P2 Mason Locası'nın listelerinde 70'li yılların tüm gizli servis elemanlarının ismi olması da şaşırtıcı bir gerçekti. SISMI'nin direktörü olan Giuseppe Santoviko 30 Ocak 1978 tarihinde Andreotti başkanlığında bir konsey tarafından Ulusal Güvenlik Otoritesinin başına getirilmişti. P2'ye kayıtlı olması ise inanılmazdı ama gerçek buydu.

İtalya, Vatikan gibi dini bir merkezi bünyesinde barındırması ve Hıristiyan aleminin kalbi görevini görmesinden ötürü hedef ülke seçilmiş, Mafya-Gladio-P2 örgütlenmeleriyle kargaşalığa sürüklenmişti.
İsrail'in İtalya'da 1973'lerden sonra gerçekleştirdiği eylemler, Mafya süsü verilerek örtbas edilmiş ve anarşi İtalya'nın gündemini günümüze kadar aralıksız meşgul etmiştir. Olayların perde arkasına baktığımızda ilk planda İtalyan Kontrgerillaları Gladio'ya, onların arkasında P2 Mason Locası'na, en geride de İsrail gizli servisi Mossad'ın ismine sıkça rastlıyoruz. Aldo Moro'dan Savcı katliamlarına kadar uzanan zincirin halkaları tek bir merkezi göstermektedir. Böylesine önemli ve alt yapı gerektiren eylemlerde, mafya ancak bir piyon görevi görmekte, gerektiği zaman kullanılmakta, çoğu zamansa suçun üzerine atıldığı bir "delikanlılar kulübü" olmaktadır.

İTALYA'DA MASON LOCALARININ ARKASINA SAKLANDIĞI TEŞKİLAT: MAFYA




P2 Mason Locası Başkanı Licio Gelli, İtalyan Gladio'sunun önde gelen şeflerindendi. Gladio birini ortadan kaldırmak istediği zaman bunu mafyaya yaptırırdı. Gizli servisler aslında mafyayı ortadan kaldıracak güce her zaman sahipti. Ama Gladio mafyayı taşeron olarak kullandığından, hiçbir zaman olaya girmiyordu..

Kalabriyalı sorgu yargıcı Antonnio Cordova, Ndrangheta da denilen yerel "mafia calabrese"ye karşı yürüttüğü soruşturmalarda, işlenen suçlara iştirak etmiş pek çok politikacının da ismine rastlamıştı. Mafya ile politika çevresi arasındaki bağlantıyı da genellikle mason locaları sağlıyordu. Cordova, kimlerin mason olduğunu gösteren listelere el koymak isteyince dönemin Hıristiyan Demokrat Partili Devlet Başkanı Francesco Cossiga, büyük bir tepkide bulunmuştu (doğal olarak bu da, devlet başkanlık makamını barındıran Quirrinal Sarayı'nın tam bir mason yuvası olduğu iddialarını doğurmuştu). Bunun ardından yine dönemin Adalet Bakanı Claudio Martelli, sorgu yargıcının önüne o kadar çok engel çıkartmıştı ki, sonunda Cordova buna dayanamayıp istifa etti.

Emniyet güçleri, Sicilya'da faaliyet gösteren en az 113 mason locası tesbit etmişlerdi. Bunlara yaklaşık 2.500 kişi mensuptu. En az 30 mason locası, tümüyle mafyanın egemenliğinde (örneğin "Palermo A. Diaz'ın Şark'ı"nda mafya babası Vito Cascioferro'nun rolü çok büyüktür; en çok mensuba sahip olan "Garibaldi"de üst düzeyde dört mafya babası bulunmaktadır: Francesco Cascioferro, Giovanni La Cascio, Giovanni Lo Baldo ve Pietro Teresi). Polisin 1993 Aralık ayında yaptığı ani bir baskın sonucu pek çok gizli şebeke ortaya çıkarılmış, mafya ve bunlara bağlı spekülatörlerin yanında birçok polisin ve ajanın da bu şebekelere üye olduğu belirlenmiştir.

Soruşturmayı yürüten savcılar, Palermo'nun yaklaşık 80 km batısındaki Trapani ilçesinde kriminal olarak değerlendirilen mason localarının merkezinin bulunmasına şaşırmamıştır. Bu ilçe, Avrupa'da kredi kurumlarının ve özel bankaların en yoğun bulunduğu yerdir. Mali polisin ve Carabinieri'nin ayrıntılı pek çok raporundan hareketle, Anti-Mafya Komisyonu işe bu ilçeden başlamış ve yapılan araştırmalar neticesinde eski Doğu Bloku'na yönelik spekülatif paraların çoğunun buradan transfer edildiği anlaşılmıştır.

İtalya'da mason localarının emirleriyle Kontrgerilla tarafından işlenen cinayetler, Mafya teorileriyle örtbas edilmeye çalışılmaktadır. Oysa mafyanın bu cinayetleri organize edecek ne gücü vardır, ne de masonluktan bağımsız bir yetkisi.
Angelo Jannore adlı polis müdürü, iki yıl boyunca Mafya kontrolündeki Corleone'de bulunmuştur. Bunun üzerine iki rapor hazırlanır. Bunlar 68 sayfalıktır ve çok gürültü çıkaracak niteliktedir. Çünkü bunlar masonlar ve Mafya arasındaki bir işbirliğini su yüzüne çıkaracaktır. Jannore birinci dosyayı Savcı Falcone'ye verir. Bir diğerini de o dönem Palermo Başhakimi Pietro Giammanco'ya teslim eder. P2'ye benzeyen kanunsuz işler yapan gizli localardan bahseder.

Gizli masonluk belgelerinde son yılın çok büyük skandallarının izine rastlanır. Bunların arasında kimyasal artık trafiği, kanunsuz silah ticareti, eski Sovyetler Birliği'yle uranyum ticareti vardır. Cordova'nın çabalarıyla parlamento komisyonunca hazırlanan ve 1984 yılında tamamlanarak açıklanan raporda değişik amaçlı gizli mason localarının olduğu ve bunların P2 Skandalı'yla ortadan kalkmadıkları, aksine daha da güçlendikleri ortaya çıkar.
Cordova'nın araştırmasında Colosseum Locası'nın da ismi geçmektedir. Bu loca, Amerikan sağı ile İtalya arasında masonik bir köprü oluşturan Giuliano Di Bernando'nun otoritesi altında çalışmaktadır.

COSA NOSTRA-GLADIO İŞBİRLİĞİ VE SAVCI KATLİAMLARI




Masonluk-Mafya zincirini ortaya çıkarmaya çalışan ve "rüşvet nedir bilmeyen" savcıların ortak sonu fail-i meçhul cinayetlerin hedefi olmaktır.
Hıristiyan Demokratların SP ile birlikte kurdukları koalisyon hükümeti, eski tanınmış isimlerden Andreotti, Craxi, Forlani, Cossiga gibilerini dışarda bırakmıştır. Gulio Amato'nun kurduğu yeni hükümet genç ve yetenekli bürokratlardan oluşmaktadır. Bu genç bürokratların geçmişlerinin temiz olması, eski veya yeni skandallara karışmamış olmaları, "rüşvet nedir bilmemeleri"ne güvenilmektedir. Ayrıca P2 ve Gladio gibi Kontrgerilla örgütleriyle ilişkilerinin olmadığını da belirtilmiştir.
Politik düzeni ve devlete güveni sarsan son olay, savcı Giovanni Falcone'nin bir suikaste kurban gitmesiydi. Falcone yıllardan beri Sicilya Mafyası'na karşı verilen mücadelenin başını çekiyor, saflarını genişletiyordu. Çalışmaları başarılıydı. Araştırmalarının sonunda mafyaya büyük darbeler indirmişti. İtalyan halkı, özellikle Sicilyalılar onu, Sicilya'yı kıskaca almış olan ahtapotu parçalayacak dürüst bir savcı olarak görüyorlardı. Halkın gözünde adaletin sembolüydü. Atom sığınağına benzeyen bürosuna giriş çıkışlarında çok sıkı korunmasına rağmen, mafya onu tasfiye edebildi.


Savcı Falcone (solda), Gladio-Mafya-P2 bağlantılarını araştırıyordu. Ama bunu hayatıyla ödedi. Geçtiği yolun altına döşenen 600 kg. dinamitle, arabasının içinde havaya uçuruldu. (Üstte) Falcone'nin izinden giden Yargıç Paolo Borselini de (sağda) benzeri bir suikast sonucu yaşamını yitirdi.

Falcone'nin eşinin ve beş muhafızının da öldürüldüğü bu suikaste ilişkin değişik teoriler ortaya atılmaktadır. Düzen ve mafya arasındaki bağın gerçekliği tartışılmaya başlanmıştır. Eğer mafyanın düzenin bir parçası olduğu kanıtlanabilirse, güneyde ve Sicilya'daki politik düzen daha da sıkışacaktır. Aslında Falcone bu bağı ortaya çıkarmaya çalışıyordu. Söylenenlere göre, mafyadan daha önemli ve güçlü bir çevre, bir olasılıkla kontrgerilla, Falcone'yi ve onunla birlikte bir yığın bilgiyi de havaya uçurmuştu.
Falcone'nin en yakın yardımcısı Paolo Borsellino da Palermo'da benzeri bir suikast sonucu ortadan kaldırıldı. Ama bu arada halkın partilere ve politikacılara karşı güveni kırılmaya başladı, hoşnutsuzluklar arttı.

5. BÖLÜM


NATO VE GLADIO

NATO, Amerika'daki en güçlü Yahudi Lobilerinden biri olan CFR tarafından kurulmuştur.Öncülüğünü Yahudi ve mason ABD Devlet Başkanı Harry Truman yapmıştır.
Kurucuları arasında hem Bilderberg Group'a, hem de CFR'ye üye olan Joseph Luns George Marshall ve Dean Acheson bulunmaktadır. Ayrıca Yahudi Etienne Hirsch, Bilderberg'den mason Jean Monnet, CFR'den Harrimann da NATO içinde 1950'lerde önemli role sahipler.
İlk NATO Başkumandanı da CFR'den çıkmış olan ve Yahudi Lobilerine önemli katkılarıyla bilinen Dwight Eisenhower'di.
NATO'nun en üst kademelerine kadar yükselebilmiş birçok önemli isim vardır ki, bunların da CFR, Bilderberg ya da Trilateral ile yakın bağları bulunmaktaydı. Birçoğu da masondur. Bu isimlerden bazılarını şöyle sıralayabiliriz:
General Lemnitzer, NATO Başkomutanı, Yahudi ve mason...
Omar Bradley, NATO Başkomutanı, mason...
Andrew Goodpaster, NATO Supreme Komutanı, Bilderberg üyesi...
Paul Henri Spaak, NATO Genel Sekreteri, Bilderbergli ve mason...
Earl Alexander, Ortadoğu Barış Gücü Kuvvetleri Başkomutanı, 33.dereceden mason...
Lord Carrington, NATO Genel Sekreteri, Bilderberg Başkanı...
Alexander Haig, NATO Genel Sekreteri, Bilderbergli, CFR'li...
Manfred Wörner, NATO Genel Sekreteri, Bilderbergli...
Bilderberg-Masonluk-Yahudilik çıkarları arasında sıkışmış bu pakttan, bu çıkarlara hizmet eden ünlü faili meçhul şebekesi Kontrgerilla doğmuştur.
Kontrgerilla, dünyanın çeşitli ülkelerinde İsrail ve ABD'nin çıkarlarına uygun hükümetleri başta tutmak, ya da bu çıkarlara hizmet edebilecek olanları başa getirmek için faaliyetlerde bulunmaktadır. Kontrgerilla için ideal hükümet modeli, P2 dönemindeki İtalya'da olduğu gibi Cumhurbaşkanı'nın, Başbakan'ın, bazı bakanların mason olduğu, mafyayla iç içe bulunduğu Mafya-Masonluk-Kontrgerilla üçgenini meydana getiren bir modeldir. Bu modelin uygulatılmasında özellikle Yahudi Lobilerinin rolü büyüktür. Örneğin "İtalya'nın sahipleri" denilen iki sanayici Yahudi Benedetti ve Rothschild'in ortağı olan Bilderbergli Agnelli , İtalya'daki Yahudi Lobilerine üye işadamlarının başta gelen önemli isimlerindendir..
P2 Mason Locası da işte bu Mafya-Masonluk-Kontrgerilla üçgeninde önemli bir yere sahiptir. Siyaset hayatı boyunca sayısız skandala adı karışan "tilki" lakaplı İtalyan Başbakan Giulio Andreotti, Gladio'ya "sadece tertemiz yurtseverlerin dahil olduğunu, bu işin tamamen yasal olduğunu" açıklamıştı. Andreotti ve Askeri İstihbarat Örgütü Başkanı Amiral Martini, Senato Komisyonu önünde verdikleri ifadelerde bu örgütün "tamamen dış saldırılara karşı hazır bulundurulduğunu, ülkenin iç meseleleriyle hiçbir ilgisi olmadığını" iddia ederler. Ancak gerek yasallık iddiası, gerekse "ülkenin iç meseleleriyle ilişkisizlik" iddiası gayet tutarsızdı. Yasallık ve meşruluk iddiaları, Gladio'nun 10.000 kişiye ulaştığı söylenen personelinden sadece 622'sinin kimliğinin SISMI'nin bilgisi dahilinde olduğunun söylenmesiyle gölgeleniyordu.


NATO'nun görünen amacı, komünist SSCB ve Doğu Bloku ülkelerinden gelebilecek tehditlere karşı Avrupa ülkelerini ABD ile ortak bir kuvvet oluşturarak koruma şemsiyesi altına almaktı. Bir barış ittifakı ve bölgesel savunma teşkilatı olarak bilinen NATO'nun müttefiği bir ülke olmak bir övünç ve kıvanç kaynağı idi.


Ancak SSCB'nin dağılmasından ve tehdidin son bulmasından sonra NATO faaliyetlerini sürdürmeye devam edince, işin aslının farklı olduğu anlaşıldı. NATO'nun başdüşmanı komünizm ölümcül yaralar alarak savaş sahnesinden çekilmişti, artık yeni bir düşman ortaya çıkarmak ve buna karşı örgütlenmek gerekliydi. Bu düşman ise "islam" olacaktır.
Bosna-Hersek'te, Karabağ'da müslümanların öldürülmesi NATO tarafından engellenmek şöyle dursun, müslümanlara giden yardımlar durduruluyordu. NATO tarafından teşkilatlandırılan kontrgerilla da İslam'a karşı kullanılmak için faaliyetlerine devam ediyordu. En son NATO Kararlılık Tatbikatı'nda bir Türk hücum botuna kaza süsü verilerek saldırılması da bir İslam ülkesi olan Türkiye'nin sindirilmeye çalışılmasının bir göstergesi olmalıydı. Derinlemesine incelenen bir çok olaydan sonra görülmektedir ki NATO, dünya barışını korumaya çalışan bir teşkilat değil, aksine bütün dünyada terör ve anarşiyi körükleyen, dünya barışını kökünden bozan, kışkırtıcı ve kan dökücü bir teşkilattır. Bütün dünyayı temelinden sarsan Gladio Skandalı sadece bir örnektir.



NATO VE GLADIO


Gladio, Latince "Gladius" (kılıç) kelimesinden türemiştir. Örgütün NATO nezdindeki gizli adı ise "The Allied Coordination Committee" (Müttefikler Koordinasyon Komitesi)dir.


CIA'nın öncülüğünde hemen hemen bütün Avrupa ülkelerinde örgütlenen Gladio'nun Naziler'ce kurulan "Kurt Adam" adlı gizli örgütten esinlenerek oluşturulduğu söylenmektedir. SS teşkilatının önemli isimlerinden Otto Skorzency'ye ve CIA eski şefi James Jesus Angleton'a "Gladio'nun mimarları" diyebiliriz.


Gladio'nun temelleri II. Dünya Savaşı sırasında bir Nazi generali olan Reinhard Gehlen tarafından atılmıştı. Mossad hesabına da çalışan Gehlen, 50'lerde, soğuk savaş sırasında Amerikalıların en önemli kaynaklarından birisidir. 1953'te Berlin direnişi ve 1956'da Macaristan olayları gibi pek çok devrimin organize edilmesine yardımcı olmuştu. Ayrıca Sovyetler Birliği'ne birçok ajan sokmayı da başarmıştı.
Savaş bitince, CIA, sözde "vatansever" aşırı sağcıları örgütleyerek Gladio'ya son şeklini verdi.
1990 sonlarında Avrupa kamuoyu "Gladio"nun bir ucundan su yüzüne çıkmasıyla çalkalandı. Gladio, İtalya'da devletin üst kademelerini ele geçirmiş, büyük ölçüde bağımsız hareket eden bir silahlı yeraltı şebekesi olarak ortaya çıkmıştı. Bu şebeke, gizli servislere tanınan "hareket serbestisi" ölçülerini kat kat aşan, neredeyse denetim dışı bir "resmi illegalite" içinde hareket ediyordu! İtalya Başbakanı Andreotti'nin "bütün NATO ülkelerinde benzeri örgütlenmelerin var olduğunu" açıklaması, skandalın çapını uluslararasılaştırdı. Çok geçmeden anlaşıldı ki, bu resmi illegal örgütler hemen hemen bütün Avrupa ülkelerinde faaliyet göstermekteydi.
Bu örgütlerin kuruluş gerekçesi, aşağı yukarı her yerde şöyle açıklanıyordu: "Düşman işgali halinde, cephe gerisinde kontrgerilla faaliyeti yürütecek sivillerden müteşekkil bir direniş ağı oluşturmak". Ancak "Gladio"ların faaliyetleri kuruluş düsturuyla hiç mi hiç uyuşmuyordu. "Muhtemel bir işgale karşı hazırlık" gibi "vatanseverce" bir gerekçeyle meşrulaştırılan bu örgütler, yıllarca ülkelerinin siyasi hayatını, kamuoyunu-ülkelere göre değişen dozajlarda-terörize eden bir "işgal gücü" gibi işlev gördüler.
ABD'nin ve CIA'nın dolaylı dolaysız gözetimi altında olmalarıyla şaibe altındaydı. Birim amirlerinin, koordinatörlerinin gizli servis elemanı olduğu, ona bağlı çalışan "personelin" ise sivillerden oluştuğu hücreler biçiminde örgütlenen Gladio'lar, "vatanı dışarıya karşı savunmaktan" çok ideolojik olarak "dış güçle" özdeşleştirdikleri bir "iç düşmanı" hedef alan, kronik bir iç savaş hesabını veya beklentisini güden yapılardı.

GLADIO'NUN NATO ANLAŞMASIYLA KURULUŞU


5 Kasım 1990 tarihli Sabah gazetesinde "Terörün Faili NATO mu?" başlıklı haberinde Mehmet Altan, NATO'ya bağlı gizli terör örgütü Gladio'nun büyük çaplı tüm terör ve darbecilik faaliyetlerinde parmağının olduğunu söylemişti.
Diğer bir gazete haberinde de şöyle deniyordu: "NATO çerçevesinde, ABD'nin desteğiyle kurulan gizli Gladio örgütünün şimdiye kadar sanıldığı gibi sadece İtalya, Belçika ve Yunanistan'da değil, NATO üyesi bütün ülkelerde faaliyet gösterdiği belirlendi." 


"Stay Behind", 50'li yıllardan itibaren neredeyse bütün NATO ülkelerinde kurulmuş olan bir diğer gizli teşkilattı. "Stay Behind" ulusal gizli servislere ya da ilgili NATO karargahlarına bağlı olarak çalışıyordu. Böylece her türlü parlamento ve kısmen de hükümet kontrolünün dışındaydı. Bazı hükümet başkanları, söz konusu gizli örgütün varlığından dahi haberdar edilmemişti.


Gladio mensupları çoğunlukla askeri haberalma servisleri içinden seçiliyordu. P2 Mason Locası üyelerinin büyük bir kısmı da Gladio mensubuydu. Öte yandan pek çok ülkede radikal sağ partilerin yöneticileri de "Gladio" ya da "Stay Behind"a içtenlikle kabul ediliyordu.
Stay Behind'ın deşifre olmasına rağmen lağvedilmeyişine ilişkin nedenler oldukça zayıf nedenlerdi. Federal hükümetin Stay Behind'ın Almanya'da faaliyet gösterdiğini istemeyerek de olsa kabul etmesinden sonra Başbakanlık Müsteşarı Stavenhagen, 1990 yılında yapılan eleştirilere oldukça rahat yaklaşıyordu. Stavenhagen'e göre örgütün tümü, topu topuna 17 memurdan oluşan bir kadroya sahipti. Örgüt 41 D ya da 43 B kadrolarıyla anılıyordu ve Federal İstihbarat Dairesi Bölüm IV'e bağlıydı. Ancak Stavenhagen'in unuttuğu bir şey vardı: Gladyatörler, "ihtiyaç halinde" seferber edilen uzmanlardan oluşuyordu ve bunların da devlet memuru olması gerekmiyordu. Örgütte 17 devamlı memurun bulunması, seferberlik halinde çok geniş bir alana sahip olduklarını ispatlıyordu. Örneğin İtalya'da da devamlı çalışan memurların sayısı pek fazla olmamasına rağmen yaklaşık 5.000 kişilik bir Gladyatörler kitlesinden söz ediliyordu.


24 Kasım 1990 tarihli Der Spiegel dergisi de, "Kuzu Postundaki Kurt" başlıklı haberinde, askeri darbelerde Gladio'nun da büyük bir rol üstlendiğini yazıyordu.
11 Kasım 1991 tarihli Yüzyıl dergisi ise bağlantıları şöyle açıklamıştı: "Aldo Moro cinayetinin ortaya çıkardığı sır: Her üye NATO'ya girerken ülkesinde gizli örgütün kurulmasını kabul etmekte..."
İtalyan polisi yerlerini tespit ettiği halde Aldo Moro'yu kaçıran Kızıl Tugaylar Örgütünün elemanlarını yakalamıyordu. Teröristler ise ellerindeki tutukluyu geri verebilmek için özel çaba harcayıp, isteklerinden taviz verdikleri halde, başarısız kalıyorlardı. Yıllardır aynı yolda yürüdükleri arkadaşları ve hizmetine koştuğu devlet Moro'yu ortada mı bırakmıştı? Perdenin arkasında herşeye kadir bir el mi vardı? Aldo Moro'nun yargılandığı Kızıl Tugaylar'a ait Halk Hapishanesi'nden çıkan belgeler İtalya'da NATO'ya bağlı gizli bir örgütün varlığını doğruluyordu. Bulunan belgelere ek olarak Moro'nun el yazısıyla yazdığı mektuplar da İtalya da NATO'ya bağlı gizli bir örgütün varlığını ortaya koyuyordu. Bu örgütün adı Gladio idi, ve bu örgüt, silahlı bir komando örgütü olarak dünya siyasetinde yön tayin edici bir güç olmak amacındaydı.
20 Nisan 1978'de öldürülen Aldo Moro'nun yaşadığı son haftalarda ölümle tehdit edilirken, yazdığı mektuplardan birinde "Dışişleri Bakanı olduğumdan beri belirli durumlarda gerilla faaliyetlerine karşı mücadele etmekle görevlendirilen gizli askeri bir örgütün varlığına şahit oldum" demektedir. Milli güvenlik yetkililerinin ve istihbarat teşkilatının bile bilmediği gizli askeri eğitim kampları, bürokrasi dışı işbirliği, milli egemenliğin zedelenmesi gibi son derece stratejik konularda da Moro mektuplarına notlar düşer. Bu örgütün militanlarının bir çeşit partizan savaşına hazır olarak yetiştirildiğini, Sovyet casuslarının muhtemel eylemlerine karşı gerilla eylemleri yapmasının da planlandığını ekler. Andreotti'nin "NATO'ya paralel olarak çalışan istihbarat örgütü" açıklamasıyla yukarıdaki tanımlar birbiriyle tam çakışmaktadır. O sıralarda Moro, Hıristiyan Demokrat Parti Başkanı bulunuyordu. Gizli İstihbarat Şefi Vito Miceli de bu tarife tıpatıp benzeyen bir örgütten bahsetmişti. İtalyan Başbakanı P2 Locası'nın önde gelen isimlerinden Guilo Andreotti bu gerçeklerin bir kısmını yarım ağızla bir meclis komisyonunda doğrulayarak "İtalya'yı dış tehlikelerden koruyacak bir istihbarat ağı" diye tanımladı bu esrarlı örgütü. Sonra bunun 1972'de dağıtıldığını iddia etti. Ancak usta gazeteciler tarafından bu örgütün günümüzde de çalışmalarına devam ettiği Andreotti'nin ağzından alındı.
Venedikli Hakim Felici Casson, SISMI'nin dosyalarında bu gizli örgütle ilgili bazı ipuçlarına ulaştı. SISMI her hükümet değişikliğinde, en yüksek seviyedeki gizlilik derecesinde, yeni Roma yönetimini bir örgütün varlığından haberdar ediyordu. En üst düzeydeki politikacılar, içyüzünü bilmedikleri bir gizli örgütün varlığıyla ilgili bir mektup okuyup imzalayıp geri veriyorlardı. Mektuplardan tam olarak anlaşılamayan bu gizli komando birliği 40 kişi civarında olmalıydı.

KONTRAGERİLLA ÖRGÜTLERİNİN AVRUPA
ÜLKELERİNDEKİ ADLARI

İtalya'daGladio
Almanya'daGehlen Harekatı
Fransa'daRüzgar Gülü
İngiltere'deSecret British Network Revealed
Belçika'daSDRA-8"
Hollanda'daNATO Command
Avusturya'daSchwert
Yunanistan'daB-8, Sheepskin
 
Casso'nun elde ettiği bilgilere göre İtalya'nın NATO'ya girmesinden sonra İtalyan ve Amerikan istihbarat teşkilatları arasında yapılan bir antlaşma gereğince bir "özel birlik" kurulmuştu. Bu birliğin yardımıyla "NATO'nun yumuşak karnı" SSCB'nin saldırılarına karşı daha iyi korunabilecekti. Birliğin görünürdeki görevi böyleydi. Fakat sonradan bu birliğin, amacını aşan bir çok göreve yollandığı ve daha da önemlisi terörist eylemlerde bulunduğu ortaya çıktı. Aldo Moro bu gizli eylemlerin "kokusunu" aldığı için öldürülmüştü.
Polis Moro'yu kurtarabilecek her türlü imkana sahip olduğu halde, politik bir tercih olarak Moro'yu kurtarmamış ve komünistlerle Moro'nun arasını açmak mı istemişti?
Yunanistan'da da Gladio benzeri bir kontrgerilla örgütünün kurulduğu biliniyordu. Eski Yunan Başbakanı Andreas Papandreu, Te Nea adlı gazeteye yaptığı açıklamada Milli hakimiyetleriyle bağdaşmayan bu örgütün gizli kapaklı işler çevirdiğini açıklamıştı.


Fransa'da da durum pek farklı değildi. Fransız Gladio temsilcisi, İtalyan enformasyonlarına göre, Ekim sonunda NATO gizli servislerinin Brüksel'deki oturumlarına katılmıştı. Mitterand'ın sıkı dostlarından biri olan François de Graussoure, Fransız "Gladio" örgütünün kuruluşunda bulunmuştu.


İngilizlerin yardımlarıyla oluşturulan "Glaive" adındaki Belçika Gladiosu 1949 yılı başından beri SGR askeri gizli servisinin alt bölümü olan SDRAB'nin koruması altında kurulmuş bulunuyordu. Sivil "Glaive" nüvesi sekiz aktif ve on emekli subaydan oluşuyordu. SGR Şefi Tümgeneral Raymond Van Calster Kasım'da tüm Avrupa Gladiosu'nun işbaşındaki yöneticisiydi. Raymond Brüksel'deki ACC kurmaylar konferansını da yönetmişti.


Belçika'daki "Glavie"nin ortaya çıkışı, Belçika'da seksenli yıllarda sorumlusu belli olmayan terörist darbelere askerlerin katıldığını düşündürtmeye başlamıştı. "Brabant katliamcısı" olarak ün salan terör örgütü "Savaşan Komünist Hücreler" ilk başlardaki gibi Brüksel Gladio yönetici çevresinin "Clandestine Coordination Committee" (Gizli Koordinasyon Komitesi)nin benzeri "CCC" kısaltmasıyla aynı olduğunu göstermişti.


1950'lerde Belçika Komünist Partisi Başkanı Julien Lahaut ve İtalyan Komünist Partisi Başkanı Togliati'nin ortadan kaldırılması tipik Gladio operasyonlarıydı. ABD korumasında bulunan ve şu anda Florida'da yaşam süren Marshall Lekeu ve Güney Afrika'da saklanan Jean Bultot Belçika'daki gladyatörlere iki örnektir.
İsviçre'de NATO'ya bağlı bir yeraltı ve provokasyon örgütü olarak çalışan ve varlığından İsviçre Federal Parlamentosu'nun dahi haberdar olmadığı gizli terör ordusu P26 ve buna bağlı olarak çalışan gizli haberalma teşkilatı P27'nin varlığı ortaya çıkarılmıştı. Bu teşkilatlar süratle feshedildi. Bu arada İsviçre'deki Gladio'nun uzantısı olan örgütlerin bütün vatandaşları fişlediği, bunlar hakkında İngiltere ve ABD'nin İsviçre Federal Parlamentosu'ndan daha çok bilgiye sahip olduğu ve kuruluş mensuplarının devamlı olarak İngiltere'de eğitildikleri de gün ışığına çıktı.
Avusturya'da Kontrgerilla'nın organizatörü eski İçişleri Bakanı Franz Olah'dı. CIA'dan para ve silah yardımı alıyordu.
Genellikle tüm ipuçları bizi Gladio'nun emirleri CIA'dan aldığı sonucuna çıkarıyordu. Ancak bağlantılar bununla bitmiyordu. Gladio'nun emir-komuta zinciri CIA'dan daha da yukarılara, Mossad'a kadar uzanmaktaydı.


GLADIO NASIL ORTAYA ÇIKARILDI?


3 Mayıs 1988 günü üç İtalyan Jandarması Kuzey Sagrola yakınlarında Peteano köyünde, kuşkulandıkları bir araçta arama yapmak için bagajı açtıklarında, arabada meydana gelen patlama sonucu ölmüşlerdi. Bu olaydan sonra, Kuzey İtalya'da bir dizi operasyon sonunda, kırsal alanlarda toprağa gömülü 127 silah, tahrip kalıbı ve patlayıcı madde deposu ortaya çıkarılmıştı.
Venedikli Savcı Felice Casson, bulunan silah ve patlayıcı madde depolarının SISMI'nin denetiminde olduğunu saptadı. Jandarmaları öldüren üç neo-faşisti ömürboyu hapse mahkum ettirdi. Ancak, bir generalle bir yarbayın soruşturmayı saptırmaya çalıştıklarının farkına varınca, tıpkı Yunanistan'da Lambrakis'in öldürülmesi olayında olduğu gibi, İtalya Başbakanı Andreotti'ye gizli servis arşivlerini incelemek için başvuruda bulundu ve başvuru belgesinin bir kopyasını da Parlamento Güvenlik Komisyonu'na gönderdi.


Yaptığı başvuruya uzun süre yanıt alamayan Casson, harekete geçmeye karar verdi. Sonuçta, 20 Temmuz 1990'da Andreotti ile görüşerek İtalyan İstihbarat Servisi'nin arşivine girmeyi başardı. Yaptığı araştırma sonucunda Gladio'nun 1956 yılı Kasım ayında İtalyan ve Amerikan gizli servisleri tarafından Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı'ndan gelecek bir istila olasılığına karşı, bir direniş örgütü çekirdeği oluşturmak için kurulduğunu saptadı. İtalyan Anayasası'na göre uluslararası anlaşmaların meclislerin tarafından onaylanması zorunlu olduğu halde, bu durum hiç dikkate alınmıyor ve 26 Kasım 1956'da CIA ile Sifar aracılığıyla, üsler ve silah depoları oluşturulması, anti-komünist ölçütlerle yüzlerce kişinin kontrgerilla savaşı için eğitilmesi amacı ile gizli ve yasadışı bir örgüt kuruluyordu.
1956 yılında asker-sivil karışımından oluşan örgütün eğitim kampları ve üsleri Sardinya Adasında konuşlandırılmış pozisyondaydı. Bu arada Savcı Casson'un incelemelerinden kuşkulanan SISMI Başkanı Amiral Martini, değişik yolları deneyerek Casson'un çalışmasını engellemeye çalışıyordu. Bunun üzerine Casson, Parlamento Terör Komisyonu'na yazdığı bir mektupla Amiral Martini'yi şikayet etti ve çalışmalarına hız verdi. Köşeye sıkışan Andreotti gizli örgütü açıklamak durumunda kaldı ve böylelikle tüm Avrupa ülkelerini kapsayan Gladio Skandalı patlak verdi. Bu arada savcı Casson, İtalya Cumhurbaşkanı Cossiga'yı da, işe bulaşmış gördüğü için tanık olarak dinlemek üzere soruşturma kapsamına aldı. İtalya yasalarına göre cumhurbaşkanlarının sorgulanması mümkündü ancak Cossiga ifade vermekten kaçındı. Çünkü yıllardan bu yana Hıristiyan Demokrat Parti, CIA dolarları ile beslenmekteydi ve bu örgütün çıkarlarına aykırı hareket etmesi olanaksızdı. Aldo Moro'nun katledilmesine kadar uzanan tertiplerin içinde bulunmaları mümkün kişilerin konuşmaları kesin olarak yasaklanmıştı. İtalya'da da gerek Gladio gerekse SISMI ve hatta P2 Mason Locası CIA'dan maddi destek görmüş ve CIA ile iç içe çalışmıştı. Örneğin neofaşistlerce gerçekleştirilen Bologna Garı'nın bombalanması olayında 80 kişi ölmüştür. Bu olayın soruşturmasını saptırmaya çalışan SISMI Başkan Yardımcısı General Musumici mahkum olmuştur. CIA görevlisi Richard Erenneke Licio Gelli başkanlığındaki P2 Mason Locası'na, bazen ayda 10 milyon dolara kadar ulaşan maddi yardım yapıldığını açıklamıştır.


Başbakan Andreotti, daha önce de belirttiğimiz gibi, Gladio'nun varlığını itiraf etti ve "biz bu örgütü 1972'de dağıttık" diyerek olayın boyutunu hafifletmeye çalıştı. Ancak savcıların ve kamuoyunun baskısı yoğunlaşınca, Andreotti, Gladio mensubu 622 kişinin kimliğini basına açıkladı. Uzun listede gizli servis mensupları dışında önemli işadamları ve ordu mensupları da bulunuyordu. Andreotti ardından CIA ile yapılan anlaşmayı, bazı Gladio operasyonlarını, gizli silah ve para depolarının yerlerini, İtalya dışındaki Gladio benzeri örgütleri de açıkladı. Herkes şoke olmuştu. Kimse Andreotti'den bu kadarını beklemiyordu. Muhalifleri, "Başbakan hakkındaki iddiaları boşa çıkarmak ve olayların kontrolünü ele geçirmek için konuştu. Böylece kendisini kurtarmaya ve olaydan sıyırmaya çalışıyor" diyorlardı. Başbakan yaklaşan çığın altında kalmamak için kendini emniyete almıştı. Artık soruşturulanlar değil, soruşturanlar safında olabilirdi.


Soruşturmalarda kamuoyunu şoke eden başka bilgiler de ortaya döküldü. Önce Başbakan Andreotti'nin "İşte Gladio'cular bunlar" diye açıkladığı 622 kişilik listenin gerçeği yansıtmadığı ileri sürüldü. Parlamento Terör Komisyonu Başkanı Martino Dorigo "şu anda 2.000 aktif Gladio üyesinin yanı sıra, 1500 civarında gladyatör de çeşitli operasyonlarında kullanılmak üzere hazır vaziyette. Andreotti bu gerçek listeyi saklamak ve zaman kazanmak için soruşturmayı saptırdı, yanlış isimleri hedef gösterdi" dedi.


Dorigo, gizli servislerde bulunan bazı dosyaların Gladio tarafından değiştirildiğini ya da yok edildiğini de ekledi. Dosyalarda Moro'nun öldürülmesi, Trani hapishanesinin ayaklanması, Achille Lauro'nun Filistinlilerce kaçırılması ve birçok olay hakkında bilgiler bulunuyordu.


Bu iddialar ortalığı karıştırırken, bir bomba daha patladı: Eski CIA ajanı Oscar Le Winter Almanya'da bir röportaj sırasında çarpıcı açıklamalarda bulunmuştu. NATO gizli bir oturumunda üye ülke gizli servislerine, sağcı ve anti-komünist grupların eylemlerini takip etmeme ve soruşturmamaya ilişkin bir protokol sunulmuş ve bu zorunlu kılınmıştı.


Böylece İtalyan savcılar bu bilgi üzerine soruşturmalara daha da ağırlık verdiler ve eski defterleri karıştırmayı hızlandırdılar. Böylece SISMI'nin 7'nci bölümüne bağlı olarak çalışan "K" departmanının, yani Gladio'nun tetikçilerinin birçok saldırı ve bombalama olayına karıştığı anlaşıldı. Bologna savcıları 85 kişinin öldüğü katliamdan sonra başlatılan soruşturma sonucunda NATO antlaşması konusundaki iddiaları doğrularcasına "K" bölümünü olayla ilgili suçladılar. 466 sayfalık iddianamede, SISMI Başkanı General Santovito'nun ve sağ kolu Francesco Pazienza'nın ve Licio Gelli liderliğindeki "Propaganda 2" (P2) Mason Locası'nın da olaya karıştığı ileri sürüldü.


21 Mart 1991 tarihinde çok ilginç bir şey daha olmuştu. İtalya Cumhurbaşkanı Francesco Cossiga, İtalyan Radyo Televizyon Kurumunun (RAI) üçüncü kanalındaki "Cose La Patria" (Vatan Nedir?) programında yaptığı on beş dakikalık konuşmasında, hem NATO'nun gizli terör örgütü Gladio'yu hem de mason locası P2 mensuplarını, vatan aşkıyla yanıp tutuşan milliyetçi ve vatanseverler ilan ediyordu. Ona göre, asıl ihanet şebekeleri devlet ve milliyet düşmanları, Gladio'cu ve mason olmayanlardı.


ALDO MORO CİNAYETİ VE KISSINGER FAKTÖRÜ


Gladio tarafından öldürülen Aldo Moro, mason localarına, mafyaya karşı büyük bir mücadele vermiş ve sonunda bu güçler tarafından "tasfiye edilmişti".
 Solda, Aldo Moro'nun rehin tutulduğu süre boyunca eline günlük gazeteler tutuşturularak her gün çekilip basına dağıtılan resimlerinden biri. Sağda araba içine bırakılan cesedi.
Böylece 90'ların başında herkes Gladio'yu konuşur oldu. Tam da bu sıralarda, sürpriz bir gelişme oluverdi: Parlamento Terör komisyonu'nun sosyalist üyelerinden Luigi Cipriani öldü ve evraklarının içinden bir not defteri çıktı. Kapağında, yozlaşmış İtalyan devletini ima ettiği sanılan "çürük imparator" kelimeleri yazan defterde, Aldo Moro cinayetiyle Gladio arasında bağlantı olduğu yolunda önemli iddialar vardı. Cipriani, Moro'nun yıldızının ABD'yle hiç barışmadığından sözediyordu.
Şöyle diyordu Cipriani:
"Amerikan Dışişleri Bakanı Henry Kissinger'la çatışıyorlardı. Kissinger, Moro'dan çok rahatsızdı ve onun İtalya'yı NATO'dan çıkarmaya çalıştığı yönünde bir izlenim edinmişti. Ekonomik kriz İtalyan Komünist Partisini güçlendiriyor, ABD Başkanı Ford da bundan rahatsızlık duyuyordu. Aldo Moro'nun karısı Eleonora, eşinin Komünist Partisi'yle ittifak politikasından dolayı tehditler aldığını söyledi."
Moro, ölümünden dört yıl önce Dışişleri Bakanı olarak ABD'yi ziyaret ettiğinde o zamanki ABD hükümetinde Devlet Bakanı olan Henry Kissinger'la görüşmüş, bu görüşmesinde Kissinger tarafından "uyarılmıştı". Aynı "uyarı", kimliği açığa çıkmayan bir istihbarat yetkilisi tarafından da yapıldı. Eleonora Moro, kocasının şu sözlerini aktarıyordu:
"Bana şöyle dediler: Ülkendeki tüm siyasi güçleri işbirliğine yöneltme politikandan vazgeçmelisin... Yoksa ödeyeceğin bedel ağır olur!"
Moro bu tehditler üzerine ziyareti yarıda kesip ülkesine döndü. Ancak politikasını değiştirmeyi düşünmüyordu. Amerika'nın baskısı bunun üzerine artmaya başladı. Ziyaretten iki yıl sonra Senato üyesi Henry Jackson İtalya'da kendisiyle yapılan bir röportajda aynı uyarıları tekrarlayacaktı.
Aldo Moro bunlara rağmen "Tarihsel Uzlaşma" adını verdiği sol ve sağ partileri birleştirme politikasına hız verdi. Aynı yıllarda Türkiye'de gazeteci Abdi İpekçi de CHP-AP koalisyonu için liderler arasında mekik dokuyor, kamuoyu oluşturmaya çalışıyordu. İlginç bir "rastlantı" sonucu, ikisi de terörist kurşunlarına hedef oldular. İpekçi'nin "suçu" terör ortamına götürülen bir ülkede yumuşama ve istikrar istemekti.
Cipriani'nin not defteri, başka gerçekleri de gözler önüne sermekteydi: "Moro öldürülmeden önce, Gizli İstihbarat Servisi'ne bir dilekçeyle başvurarak kendisine zırhlı bir araba tahsis etmelerini istedi. Ama araba verilmedi! Olaydan 3 hafta önce bir tutuklu, Roma'da çok yüksek bir siyasi görevlinin kaçırılacağını ihbar etmişti. Bundan 20 gün kadar önce de M. S. Senatore Hapishanesi'nden Aldo Moro'nun kaçırılacağı konusunda bir bilgi sızmıştı. Bu iki bilgiye rağmen istihbarat servisi bunları değerlendirmedi. Politikacılara yeterli koruma sağlanmadı. Ve servis bu bilgileri Moro davasını yürüten mahkeme istemesine rağmen vermedi. Tüm bunları değerlendirdiğimde, şu kanaate varıyorum: Moro'nun kaçırılması ve öldürülmesi, yalnızca Kızıl Tugaylar tarafından değil, içinde mafya ve gizli servislerin de bulunduğu bir grup tarafından gerçekleştirilmiş olmalıydı..."
Bu arada Aldo Moro'nun Kızıl Tugaylar'ın elindeyken yapılan sorgularının tutanakları ve bazı kişilere yazdığı özel mektupları bulundu. Moro bunlarda Gladio benzeri bir yapılanmadan söz ediyordu. Mektupları yakından inceleme şansı bulunan iki kişiden Jandarma Generali Carlos Alberto Della Chiesa kayıp mektuplar hakkında bazı sorular yöneltmesinden birkaç ay sonra yeni görev yeri olan Sicilya'da "Mafya Usulü" bir saldırıyla öldürüldü. Mektupların diğer yakın tanığı, gazeteci Mino Pecorelli ise, 1979'da Roma'da sokak ortasında kurşunlanarak ortadan kaldırıldı. Mektupların içeriğini kamuoyu hiçbir zaman tam olarak öğrenemeyecekti... 1994'de bir başka gelişme daha oldu. Panorama dergisi, Pierluigi Ravasio adlı bir jandarma paraşütçüsüyle röportaj yaptı. Ravasio şok bir açıklamada bulunmuştu: "Moro'nun kaçırılması sırasında, Sardinya Adası'ndaki Gladio kampının eğitmeni Albay Guglielmi de olay yerindeydi. İşin içinde gizli servisler ve mafya da vardı..."
Gizli servislerle mafyanın yolu, İtalya'da bir tek adreste kesişiyordu:
Gladio...


ALDO MORO CİNAYETİNİN PERDE ARKASI


İtalya Başbakanı Aldo Moro terörizmin suç ortaklığını gizli servislere bağlamıştı. CIA, Mossad ve BND'yi terörist faaliyetleri organize etmekle suçluyordu. Bunları söyledikten kısa süre sonra da öldürüldü.
Moro'nun öldürülmesi olayında basın, Kızıl Tugaylar'ın o gün Moro'nun izleyeceği yolu nasıl öğrendiklerinden hiç bahsetmediler. Yol polis tarafından her gün değiştiriliyordu, ve bir terörist örgüt tarafından da kolayca öğrenilmesi imkansızdı.


Kızıl Tugayları yakalamak konusunda hiç te israrcı ve başarılı olamayan polis, kısa bir sürede arşiv ve fişleri nasıl ele geçirebildi, bunu kimse açıklayamadı. Bu ölümden kimin ne yararı olduğunu kimse izah edemedi. Bazı politikacı ve polisler Kızıl Tugaylar'la batılı ülkeler arasında ilişki kurmaya çalışıyorlardı. Bazıları da Kızıl Tugaylar'ın arkasında, İsrail'in tipik yanıltma yöntemi olan "KGB Bağlantısı" tezini bulmaya çalışıyorlardı.
Suikastten önce Roma'daki Amerikan büyükelçisi, Washington'a Moro hakkında sürekli rapor yollamıştı. Aynı dönemde, Carter'ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Brzezinski, Moro'ya Washington'a gelmemesini çünkü kimsenin onu görmek istemediğini söylemişti.
3 Mart 1978'de Amerikan Büyükelçisi ve Trilateral üyesi M. Gardner "Aldo Moro İtalyan politikasının en tehlikeli ve en bulanık insanıdır" der. 16 Mart'ta Moro öldürülür. Polis elindeki bilgi ve belirlenmiş isimlere rağmen 56 gün boyunca teröristleri yakalayamaz. Soruşturmayı takip eden memur da 24 saat ortadan kaybolur. Yeni bir kaçırılma olayı söz konusu olabilir endişesiyle polis alarma geçirilir. Sonradan, polis memurunun Sicilya'da yazlık bir ev kiralamaya gittiği öğrenilir. Cossiga 'Plan Zero'yu önerir ancak bu planın fotokopisi polislerde yoktur, kimileri tarafından ise hiç bilinmemektedir. Kısacası son derece umursamaz ve gevşek hareketler söz konusudur.
İtalyan siyasi partileri bu olay üzerine bir araştırma komisyonu kurulmasına gerek olmadığını söylerler. Onlara göre bu "adi bir suçtur." İlerleyen günlerde Moro'nun bir arkadaşına, ölmeden önce "politik çizgimi bana ödetecekler, göreceksin. Aynı Berlinger gibi... O, SSCB'de anlaşılmamıştı. Beni de ABD ve Almanya anlayamadı" diye dert yandığı ortaya çıkar. Bir başka ilginç olay da Moro'nun 30 yaşındaki karısına yazdığı mektupta "Elonora yakında beni öldürecekler. Arkadaşlar beni kurtarabilirlerdi fakat kurtarmadılar." demiş olmasıdır.


Moro öldükten sonra yerine P2 Locası'nı yöneten önemli isimlerden Giulio Andreotti geçer.
İtalyan gazeteleri Hıristiyan Demokrat Partili Başbakan Aldo Moro'nun Kızıl Tugaylar tarafından kaçırılıp öldürülmesi olayının gerisinde de Gladio'nun yattığının savcılık araştırmalarında ortaya çıktığını yazar. Aynı gazetelerde 70'li yıllarda Gladio'nun ülkede terörizmi tırmandırdığı ve özellikle de içine sızmayı başardığı solcu Kızıl Tugaylar örgütünü yönlendirdiği belirtilir.


Aldo Moro'nun öldürülmesini soruşturan komisyon "parti başkanının kaçırılmasının soruşturulmasında, loca mensubu masonların sessizce geçiştirilmeyecek etkilerini" saptamıştır. Özellikle de, Moro'nun alıkoyulduğu yerin (halk hapishanesi) araştırılmasında ve bulunmasındaki sayısız başarısızlıkların, bugün P2 Biraderlerinin polis ve gizli servislerdeki nüfuzlarından kaynaklandığı ortaya çıkar. O zamanki P2 mensuplarının bilgilerine göre, P2 Locasının Üstadı Gelli, gizli servis yöneticilerinden ve soruşturmanın şefinden sürekli olarak, olup bitenlerin en son durumu hakkında bilgi alabilmektedir.
Bu arada sol terörizmde de Gladio parmağının olduğu şüpheleri doğar. Polis teşkilatında ve gizli serviste P2'nin üst düzey yöneticileri vardır. Mahkemelerin ve Parlamento Komisyonlarının bilgilerine göre, "silahlı mücadele"nin üyeleri çok sayıda değildir ya da tesbit edilmelerine rağmen izlenmiyorlardır.Her Kızıl Tugay elemanı ortaya çıkarıldığında -Moro kaçırıldığında da henüz hayattayken de- onların hemen hemen tümü biliniyordur. Fakat "Gladyatörler"in elleri bunun üzerinde de oynuyordu. Daha sonra Moro'nun öldürülmesinde kullanılan silah (bir "akrep") hakkında uzmanlar, eski bir tanıdığı bulurlar: Peteano suikastı olayında da izleri görülen birisidir bu... Gladyatör Marco Morin.


KIZIL TUGAYLAR-MOSSAD BAĞLANTISI
İsrail'in İtalya'da edindiği müttefikler, yalnızca faşist gruplarla sınırlı değildi. 11 Ocak 1982'de yayınlanan Panaroma dergisinde, Kızıl Tugaylara mensup bazı teröristlerin sorgularında, İsrail ajanlarının 1973'ten beri örgütü desteklediklerinin itiraf edildiği yazıyordu. Dergideki habere göre İsrail ajanları teröristlere silah, para, eğitim konularında destek veriyor, İtalyan devletine karşı da korunacakları kendilerine vaad ediliyordu. İsrail ajanları Kızıl Tugaylar'dan, yardımlarına karşılık olarak İtalyan iç politikasında istikrarsızlık yaratmak üzere daha güçlü taahhütler vermelerini ve sansasyonel eylemlere girişmelerini istiyordu. Böyle bir isteğin ise tek bir sebebi olabilirdi: İsrail, İtalya'yı istikrarsızlığa sürükleyerek bu ülkenin Akdeniz bölgesindeki güçlü konumunu bitirmek istiyordu.
Pek çok terör örgütü gibi Kızıl Tugaylar da Lübnan'da İsrail'in denetimi altındaki kamplarda eğitim yapmaktaydı. Yanlarında Almanya'dan Baader-Meinhof çetesi elemanları da eğitiliyordu. Bu kamplarda eğitmenlik görevini Mossad'lı subaylar üstlenmişti.30 Tutuklanan Kızıl Tugay lideri Renato Curcio'nun da, Mossad tarafından eğitilmiş olduğu öğrenilmişti.31 Kızıl Tugaylar'ın elemanları yakalandığında, ellerinde Lübnan'daki yerleşim merkezlerinin haritaları olduğu görülmüştü. Üstelik Aldo Moro'nun öldürülmesinde kullanılan silah da Ortadoğu menşeili idi.32
Öte yandan Kızıl Tugaylar'ın örgüt amblemi, Alman Kızılordu Fraksiyonu'nun amblemi gibi beş köşeli yıldızdı. Kızılordu'nun da Kızıl Tugaylar gibi İsrail ve Mossad ile yakın ilişkileri vardı.


Roma'da terorist eylemleri soruşturan müfettiş Ferdinando Imposimato, Il Messaggero gazetesinde 17 Ocak 1982 tarihinde yer alan bir röportajda Panorama'yı doğrulamaktadır. Buna göre İsrail gizli servisinin komplocu İtalyan örgütlerine sızdığı ve bu örgütlere birçok kez silah, para ve bilgi yardımı yaptığı bir gerçektir. İsrail planlarının amacı ülkeyi istikrarsızlığa sürükleyerek Akdeniz bölgesinin denetimini kendilerinin devralmasını sağlamaktı. İtalya'da reklamcılık ve özel televizyonculuk dalında faaliyet gösteren büyük Yahudi şirketleri de, İtalyan Komünist Partisi yöneticileri ile yakın ilişki içindeydi. Mossad ile çok yakın ilişkide olan İtalya'daki işadamları, İtalyan Komünist Partisi yöneticilerini kullanarak faaliyetlerini sürdürüyorlardı.


Kızıl Tugayların önde gelen simaları Mossad'ın, İtalya'da istikrarsızlık yaratmak üzere, bir İtalyan yargıcın "Şeytan Planı" olarak adlandırdığı operasyonun bir parçası olarak, suikast hedefleri hakkında kendilerine bilgi sağlayarak yardım etmeye çalıştığını iddia ettiler. Radikal Parti'li bir parlamenter Mossad'ın İsrail aleyhtarı bir devlet adamı olarak nitelenen Aldo Moro'nun ortadan kaldırılmasıyla ilgili olabileceğini söyledi. İtalyan Parlamentosu'nda İsrail'in İtalya'yı istikrarsızlığa sürüklemek istediği açık olan Kızıl Tugaylar'a yardım ettiği doğrulandı.
Moro, terörizmin ve PCI (İtalyan Komünist Partisi)'nin durumunu analiz ediyordu. Bazı gizli servislerin terörle bağlantılarını da inceliyordu. Moro, ölümünden sonra İtalya Başbakanı olan P2 Locası üyesi Andreotti'yi skandal ve yolsuzluklara karışan insanları korumakla suçluyordu. "Lockheed Skandalı 76'daki Hıristiyan Demokrat (DC) Partisi'nin gerileyişi ve Komünist Partisi'nin (PCI) yükselişinin bir meyvesidir. Lockheed Skandalı askeri alandaki yolsuzluklar arasından tesadüfen seçilmiş bir olaydı. CIA ve Mossad'ın geçmişte de İtalya ve ABD'de önemli bir rol oynadığı kanaatindeyim"  diyordu.
Aldo Moro öldürüldükten sonra, tuttuğu 53 sayfalık doküman Milan'daki evinde bulunmuştu. P2 Locası üyesi Başbakan Andreotti belgeleri gizli tutmaya çalışmış, fakat gazeteciler bunu ortaya çıkarmışlardı. Bulunan notlarda Moro "partiyle alakamı kestim çünkü çok fazla rüşvet, çok fazla alçaklık ve çok fazla aptallık vardı. Hıristiyan Demokrat Partiden istifa edeceğim" demekteydi. Andreotti'yi de vicdansız, karanlık işler çeviren biri olarak tanımlamıştı.


Henry Kissinger 1975 yılında, İtalya'da kendi istekleri dışındaki bir hükümete izin vermeyeceklerini açıkça beyan etmişti. Bir CIC (Karşı İstihbarat Birliği) uzmanı olan Kissinger İtalya'da Gladio operasyonunu devreye sokacağına dair açık bir sinyal vermiş oldu böylelikle.
P2 Mason Locası'nın Mossad'ın desteklediği Kızıl Tugaylar'ı kullanarak organize ettiği, Aldo Moro'nun öldürülmesi olayı, İtalya'nın gerekli istikrarlı yapıyı edinmesi için attığı adımlardan birini daha durdurmuştu.


KIZIL TUGAYLAR NE KADAR KIZIL?


Aldo Moro'yu kaçırıp öldüren Kızıl Tugaylar, Avrupa'nın gelmiş geçmiş en kanlı solcu terör örgütüydü. Ancak sonradan bunların sadece basit bir solcu grup olmadığı, karanlık bağlantıları bulunduğu bir bir ortaya çıktı. "Kızıl Tugaylar Moro'yu, Gladio'nun emri üzerine öldürdü" iddiaları da bu noktada ortaya çıktı.


Kızıl Tugaylar'ın militan devşirdiği Paris'teki Hyperion Dil Okulu'nun üç kurucusundan biri olan Corrado Simioni, bir dönem CIA bağlantılı Özgür Avrupa Radyosu'nda çalışmıştı. Kuruculardan bir diğeri, Duccio Berio ise, bir dönem İtalyan Askeri İstihbarat Servisi'ne İtalya'daki sol gruplarla ilgili bilgi aktardığını kabul etti... Hyperion Dil Okulu, Aldo Moro'nun kaçırılmasından kısa bir süre önce İtalya'da şube açtı ve Moro'nun öldürülmesinden birkaç ay sonra bu şube kapatıldı! Bir İtalyan emniyet raporunda Hyperion'un Avrupa'daki en kilit CIA noktalarından biri olduğu belirtilmişti...
Moro'nun kaçırıldığı günlerde Kızıl Tugaylar'a ait bir hücre evine yapılan baskında, daha önce İtalyan Askeri İstihbarat Servisi'ne ait olduğu belirlenen bir baskı makinesi ele geçirildi. Kızıl Tugaylar tarafından gerçekleştirilen bir başka kaçırma olayında, çıkan çatışmanın ardından toplanan 92 mermi kovanında yapılan balistik incelemede ise, bu kovanların yarısının Gladio depolarındaki mermilere uyduğu belirlendi...


"TEMİZ ELLER" OPERASYONUNUN SONUCU: İTALYA'DA MAFYANIN ARKASINDA DEVLET VAR!


Aldo Moro'nun öldürülmesinden P2 skandalına, mafyadan Gladio'ya her türlü karanlık işin arkasında "Yaşlı Tilki" lakabıyla anılan Hristiyan Demokrat Parti'nin önde gelen isimlerinden P2 Locası üyesi Giulio Andreotti'yi görmek mümkündür.
Soruşturma açan Palermo Başsavcısı Giancario Caselli, elinde güçlü deliller olduğunu iddia eder ve Andreotti'nin hükümet ile mafya arasında köprü görevi yaptığını da ekler.
Caselli, suç duyurusuyla beraber aynı zamanda 200 sayfalık bir raporu da imzalayarak Senato'ya gönderir ve Andreotti'nin dokunulmazlığının kaldırılmasını ister. 47 yıl aralıksız parlamento üyesi olan ve hükümetlerde savunma, maliye, dışişleri bakanlıkları ve 7 defa başbakanlık yapan Andreotti, eski Cumhurbaşkanı Cossiga tarafından ömür boyu senatör olarak atanmıştır.
Soruşturmanın sağlıklı seyretmesi açısından Andreotti'nin dokunulmazlığının kaldırılmasını isteyen Palermo savcıları, "Andreotti'nin sağ kolu Sicilyalı Salvo Lima'nın öldürülmesinden sanık, üç eski mafya üyesi pişmanlık duyarak itirafta bulundular. Açıklamalarına dayanarak 200 sayfalık bir soruşturma dosyası hazırladık. Elimizde yeterince kanıt var" dediler. Buna göre özellikle 80'li yıllarda birçok kaçakçılığı ve cinayeti hasır altı etmekle suçlanan Andreotti, yıllardır mafya babalarının korunmasını ve işbirliğini üstlenen üst düzey bir devlet adamı olarak parlamentoda görev almaktaydı.
Andreotti'nin mafya ilişkilerine dair soruşturma tutanakları, gerçekleri gözler önüne serdi. Mafya'nın "Giulio Amcası"nın 1968-1992 arasında yeraltı örgütüne her türlü desteği verdiği ortaya çıkmıştı.


Rüşvet ve yolsuzluk skandallarından sonra, Mafya'nın da devletin en üst kademelerine kadar sızdığının ortaya çıkması üzerine, Giulio Andreotti ile birlikte "Birinci Cumhuriyet'in filmi koptu" dendi. Tüm yönetici sınıfı soruşturma altına alındı. Epoca dergisi "suçlananları lütfen linç etmeyelim. Sadece yargılayalım. Ancak bu arada doğacak 'İkinci Cumhuriyet'i sağlam temellere oturtalım" dedi.


P2-GLADIO-MAFYA HÜKÜMETİ YARGILANIYOR!


Andreotti'nin Gladio-Mafya-P2 üyelerinden müteşekkil hükümeti yargı önüne çıkarılır. P2'nin önemli isimleri Sindona ve Calvi de Andreotti dosyasının karanlık simalarıdır. Aslında tüm dünya hükümetlerini saran bu karanlık şebekeler, İtalya'da deşifre edilerek "Temiz Toplum" projesi devreye sokulmuştur. Yapılan bu olağanüstü operasyona da "Temiz Eller" adı verilmiştir.
Aldo Moro'nun kaçırılmasından tutun da P2, Calvi ve Sindona skandalları gibi İtalya'nın gelmiş geçmiş en karanlık skandallarıyla öteden beri özdeşleştirilmiş olan Andreotti, hakkında açılan 28 parlamento soruşturmasından hep dokunulmazlığı arkasına sığınarak kurtulmuştur. Her seferinde de tüm mücadelesini önce dokunulmazlığını korumaya dayandırmaktadır.


Tommaso Buscetta ve Francesco Marino Mannoia adlı eski mafya üyelerinin tanıklıklarına dayanılarak hazırlanan bir rapora göre, mafyayla mücadele etmesi için Sicilya'ya gönderilen ve 1982 yılında bir suikaste kurban giden terörle mücadele uzmanı eski Sicilya Valisi Carlo Alberto Dalla Chiesa ve 1979 yılında vurulan gazeteci Mimo Pecorelli, Andreotti'nin verdiği emirlerle öldürülmüşlerdir. Raporda Andreotti'nin bu iki kişiyi 1978 yılında eski Başbakan Alda Moro'nun Kızıl Tugaylar tarafından kaçırılarak daha sonra öldürülmesine ilişkin sırrı bildikleri gerekçesiyle öldürttüğü belirtilmektedir.
İtalyan basınında yer alan haberlerde Chiesa'nın ve Pecorelli'nin, hükümet darbesi yapmak üzere eğitilmiş gizli bir askeri örgüt (Gladio) hakkındaki bazı bilgilerin kopyalarını ele geçirdikleri için öldürüldükleri bildirilir.


Cezaevinde zehirlenen banker Sindona, Londra'da bir köprü altında asılan banker Calvi ve geçen yıl evinin önünde arabasına binerken kurşunlanan parlamenter Salvo Lima, hep bir ucu Andreotti'ye dayanan ünlü skandalların baş kahramanları olarak hatırlanmaktadırlar.


Bu arada P2 üyesi ve Gladio skandalına da adı karışan İçişleri Bakanı Vincenzo Scotti bu kez de mafya üyesi olmakla suçlanmaktadır. Suçlamada bulunan makam ise Napoli Savcılığı'dır. Parlamento'da Mafya Komisyonu Başkanı olan Scotti'nin mafya üyesi olması gerçekten ilginçtir.
Mafya ile işbirliği yapmakla suçlanan bir başka politikacı ise, eski İçişleri Bakanı Antonio Gava'dır. Basındaki haberlerde "Antonio Gava'nın da mafya bağlantısı göz önüne alınırsa, ülkenin güvenlik teşkilatına, polise ve finans dünyasına yön veren siyasetin en yüksek katmanlarının uyuşturucu trafiğini yöneten canilerle yol arkadaşlığı etmiş olduğu ortaya çıkıyor."denilmektedir.
Öte yandan İtalya'nın en büyük özel şirketi Fiat ve devlet kuruluşu ENI'nin üst düzey yöneticileri de Şubat 1992'de açılan yolsuzluk dosyalarının içinde yer almaktadırlar. Üç eski Başbakan Giulio Andreotti, Bettino Craxi ve Arnoldo Foriani, ve Giulio Amato hükümetinden beş eski bakan da yolsuzluk suçlamalarıyla karşı karşıyadırlar.
Çizme'deki bunalıma geniş yer ayıran New York Times gazetesi olayları şöyle yorumlamaktadır: "Bu son krizle birlikte, İtalya'da olup bitenler artık gerçek bir Baba filmi senaryosuna taş çıkartmaktadır. Dünyanın beşinci büyük sanayi ülkesinin bunca yıldır mafya patronları ve gangsterleri koruyan politikacılarla yönetildiği anlaşılmıştır. Zincirleme skandallar İtalya'yı giderek trafik ışıkları olmayan bir dört yol ağzına itmektedir."


HIRİSTİYAN DEMOKRATLAR VE GLADIO





İtalya'da P2 Locası, gizli servislerle işbirliği içinde çalışarak çok kısa bir zamanda İtalyan siyasi yaşamı üzerinde kontrol sağlamıştı. Bu yolla da P2-Hıristiyan Demokratlar-Gladio üçgeni kurulmuştu. Bu üçgene en büyük yardımcı olarak İtalyan Sanayici ve İş Adamları Derneği, Lions kulüpleri ve benzeri dernek ve kuruluşlar kullanılmıştı. P2 Locası'ndaki generaller, tüm NATO ülkeleri nezdinde kurulan kontrgerilla teşkilatlarından biri olan Gladio'nun mason localarından aldığı talimatlar doğrultusunda, eylemlerini gerçekleştirmesini ve bu eylemlerin örtbas edilmesi işlemini üzerlerine almışlardı. Savcılar da P2 tarafından kendi çıkarları doğrultusunda karar vermeleri için kullanılmış, buna yanaşmayan savcıların ise Sicilya'ya atanmaları sağlanarak ölüm fermanları verilmişti.


CIA'dan önceki ABD gizli servisi OSS'nin gizli dosyaları, bir masonik kuruluş olan ve İtalya'nın pek çok seçkin kişisini içine alan P2 Mason Locası'nın eline geçmişti. CIA ve P2 arasındaki kilit adam Micheal Sindona idi. Sindona, CIA'nın İtalya'daki seçimlere pompaladığı 65 milyon doları götüren kişiydi. Ayrıca, Nixon Hukuk Firması ve John McCottrey ile bağlantısı vardı. Bu sıralarda özellikle Hristiyan Demokrat Parti ve Liberal Parti, CIA ile ilişkileri yüzünden tepki topluyordu.


GLADIO'NUN KURMAY KADROSU, İTALYA'DA DARBECİ MASONLAR: "20'LERİN GÜLÜ"





İtalya'da mason gladyocular değişik adlarla faaliyetlerini sürdürmüşler ve darbe özlemlerini her dönemde canlı tutmayı başarmışlardır. Provokatif kontrgerilla eylemleriyle ülkenin kargaşaya sürüklenmesi ve fail-i meçhul cinayetlerle dolu karanlık tarih bu masonik şebekenin eseridir. İtalya'da ortaya çıkan "20'lerin Gülü" adıyla örgütlenmiş olan darbeci masonlar bunun ilginç bir örneğini teşkil etmektedir. Bu darbe düşkünü masonların ortaya çıkışı, bir cenaze töreni ile başlar.


17 Mayıs 1973'teki bu cenaze töreni sırasında kalabalığın üzerine bir bomba atılır. Bilanço, 4 ölü ve 80 yaralıdır. Saldırının faili Bertoli isimli bir teröristtir. Bu olay birbirini takip eden bir dizi olayın başlangıcı olacaktır.
Bu saldırının ardından İtalya'da bir darbe yaşanır. Darbenin mimarları, adı "Rosa dai Venti" (20'lerin Gülü ya da Rüzgar Gülü) adlı bir gruptur. Darbenin gerçekleşmesine sebep olan Bertoli, SID'in memurlarından yardım görmüştür, Marsilya'da bir süre yaşadıktan sonra İsrail'e göç etmiş ve 2 yıl orada kalmıştır. Bu suikasti yapmak için İsrail'den İtalya'ya geldiğinde bu "Yirmilerin Gülü" adlı grup tarafından misafir edilmiştir.


Eğer 20'lerin Gülü adlı grup tarafından hazırlanan bu darbe başarılı olsaydı, 2000'e yakın politikacı ve askeri görevli devredışı kalacaktı. Komplocuların ortaklarından Avukat Marchi yakalandığında, yanında bazı tehlikeli ortakların kimliklerinin belirlenmesine ve zararlarının engellenmesine yarayacak belgeler vardı: Bu kişileri şöyle sıralayabiliriz:
- Rafael Molina (Padove Polis Şefi)
- Cacallaro (Gladio ile suikastçilerin ilişkisini sağlayan kişi)
- Spiazzi Calbay (Verona'daki gizli servislerin başkanı)
- Dominioni (NATO'nun Psikolojik Savaş Bölümü Başkanı)
- Nordella (gizli servislerle ortak çalışan bir general. Olaydan sonra yurt dışına kaçmayı başardı. Nordella'nın avukatı Degli Occhi, daha sonra işbirlikçilik suçundan tutuklandığında, yanında bir gangster grubunun soydukları bankaya ait faturalar vardı.)
Bu konuyla ilgilenen savcı Tamburino'nun tutuklanan askerlerle ilgili bilgi danışmak için başvurduğu SID Şefi Micelli, cevap vermeden önce Savunma Bakanı'na danışır ve "mümkün olan en az bilgiyi verin" talimatını alır. Bakanın bu ortaklığı sonucu Micelli bilgi vermediği gibi, savcıyı tamamen yanıltmak için yanlış bilgiler verir. Tüm bunlara rağmen mahpuslar konuşmaya başlarlar ve diğer ortaklar ortaya çıkar:
- Ricci (general),
- Fanalli (Hava Kuvvetleri eski Başkanı),
- Pecorella (Carabinieri Albayı),
- Casero (general),
- Lo Vecchio (albay),
- Marzollo (Gizli Servis'te albay),
- Venturi (Gizli Servis Komutanı)
Ayrıca ünlü sermayedarlardan P2 üyesi Sindona ve Lecari de planı finanse etmekle suçlanırlar. "Gül Operasyonu" üzerine yapılan resmi araştırmalar, olaylardan bir kaç ay evvel askeri yönetimin önemli mevkilerinde birçok atamalara ve tahliyelere sebebiyet verir.
İşin ilginç yanı, atamalara Savunma Bakanlığı tarafından karar verilmemiştir. Atamalar, 1973 yılında Sindona başkanlığında yapılan gayrıresmi bir toplantı sonucu kararlaştırılmıştır. Bu toplantıya Sindona, Johnson (NATO'da görevli bir general), Cacioppo ve Cabrini adlı amiraller ve o zamanki Savunma Bakanı P2 üyesi Andreotti katılmıştır.
"Rosa dai Venti" grubununkine benzer bir şekilde, devlete karşı bir başka gizli komplo da Bilderberg üyesi diplomat Eduardo Sogno tarafından yönetilmiştir. Bu komployla ilgili dokümanlara göre darbe "sert, çabuk ve acımasız" olmalıdır. Şimdi tarihte biraz geriye gidelim...
Eduardo Sogno, II. Dünya Savaşı sırasında OSS için çalışıyordu. Allen Dulles tarafından CIA'ya sokulduktan kısa bir süre sonra anti-komünist hareketin kurucusu olarak ortaya çıkmıştı. Daha sonra CIA tarafından finanse edilen "Demokrasiyi Savunma Komitesi"ni kuracaktır. 1971-73 yılları arasında Fiat şirketi ona, 187 milyon dolar, ve Agnelli'lerin sahibi olduğu Turin Endüstri Birliği de 12 milyon dolar bağışlar. Ve 1974 yılından itibaren de ayda 7 milyon dolar vermeyi vaadeder.
28 Mayıs 1974'de Piazza Delle Logia'da sağcıların gösterisi sırasında bombalar patlar, 6 kişi ölür, 100'den fazla kişi de yaralanır. Araştırmayla görevli savcılardan M. Arcari, polisin ortak çalışmak istememesini ve üstü olan Travato'nun hareketlerini resmi olarak protesto eder. Polis şefi Diamara, savcı olay yerinde araştırma yapmadan önce alanı tamamen yıkatır. Bu yüzden savcı hiçbir teknik analiz yapamaz ve patlayıcıdan eser dahi bulamaz.
Ertesi gün savcının oğlu polislerce tutuklanır. Teröristlerle ortaklıkla suçlanır. Bunun üzerine Arcari olaydan çekilir. Eldeki tutuklular ya serbest bırakılır ya da uzaklardaki hapishanelere gönderilir. Savcı basına yaptığı açıklamada şunları söyler: "Beni bu işten uzaklaştırmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Suikasti yapan gruptaki polisler ortaya çıkmasın diye araştırmalara hile kattılar. MAR (Devrimci Harekat Grubu)'na katılan polisler, çok üst derecede polis ve İçişleri Bakanlığı üst düzey görevlileridir... Tutuklananların arasındaki Malfredi adlı bir kişi İçişleri Bakanı'nın bir ortağıdır. Güvenlik Müfettişi General Musolino teröristleri korumaktadır. Komiser Calabresi'yi öldüren Nardi, uzun süre binbaşı Mezziani'nin evinde saklanmıştır...."


Gazeteciler bu suçlamaları niye yaptığını sorduğunda ise "Bunları gerçekler ortaya çıksın diye söylüyorum. Teröristler üst düzey görevlilerince korunurken, olaydan alakasız gençlerin tutuklanması doğru değil" cevabını verir.
3-4 Ağustos'ta "Italicus" adlı uluslararası bir trenin yakınlarında bir bomba patlar. 12 ölü, düzinelerce yaralı tesbit edilir. Aşırı sağcı örgütlerle ilgili bir sürü ipucu yakalanmıştır. Olayla ilgilenmek üzere savcı Occorsio görevlendirilir. Savcı, gizli servisinden bu örgütlerle ilgili bilgi temin etmek ister. Gizli servis bu üç örgütün ilkinin var olmadığını, son ikisininse barışsever olduğunu bildirmiştir. İtalyan gizli servisi örgütlerin gerçek kimliğini saklamayı tercih etmiş, Occarsio ise bir süre sonra Roma'da öldürülmüştür.


Mossad'la bağlantılı olan SID Başkanı Maletti ve Yarbay Labruna'ya yapılan suçlamalarsa şunlardır:
- Padoue'daki neo-faşist Marco Pozzan'ı SID lokalinde günlerce koruduktan sonra 13 Ocak 1973'de İspanya'dan kaçırtmak için sahte pasaport sağlamak.
- Bu pasaportu almak için kanunsuz belge düzenlemek.
- SID ajanı Giannettini'ye yardım etmek.
Devlet güvenliğinin ortaklığı olmadan, değişik gizli servislerin koruma ve yardımı olmadan, casuslara yapılan maddi yardım olmadan bu terör hareketlerinin gerçekleştirilmesi imkansız gözükmektedir.


Şimdiye kadar pek çok gazeteci ve bağımsız savcı bu olaylarla ilgili araştırma yapmıştır. Yapılan her araştırmanın sonucunda, teröristlerin yüksek düzeydekilerle ortaklıkları olduğu bulunmuştur... Ama bu araştırmaların sonucunda yapılan suçlamaların belki de en sert olanı, uzun süre Adalet dağıtma görevi yapmış bir kişiden gelmiştir. Roma Başsavcısı Spagnuolo, Ocak 1974'de yaptığı konuşmada "polis teşkilatını temizlemek lazımdır. 50'li yıllardan beri İçişleri Bakanlığı ve gizli servisler politik hareketlerde görevli memurları korudular. Leone, Henke, Miceli gibi askeri güvenlik hizmetleri sorumluları, hükümet başkanı Rumor ve Polis Teşkilat Başkanı Mangano bunlardan sadece birkaçıdır" demiştir.


D'Amato polisin içindeki karışıklığın sebebi gibi gözükmektedir. Ama başsavcı görevde olduğu dönem boyunca onlarla ortak çalıştığını unutmuştur. 1969'dan beri ne zaman ki bir savcı onurlu bir şekilde görevini tamamlamak ve cinayetleri takip etmek istese, İtalyan Yüce Mahkemesi tarafından anlaşılmaz sebeplerle görevden alınmış, daha uslu ve zararsız bir göreve getirilmiştir.


1968 yılında patronlarla gizli servislerin ilişkisini sağlayan bir gizli servis albayının intiharını araştırmak isteyen savcı Pesce görevden alınır. Bulduğu belgeler gizli servislere iade edilir. Telefon dinleme olayını araştıran savcının bulduğu belge ve kayıtlar mahkemeden gizlenir. Bu araştırmada politikacılar, İtalyan gizli servisi, yabancılar ve pek çok isim geçmektedir. Ama yargıçlık bu görevi Roma mahkemesine devreder ve tutukluları da serbest bırakır. Ve daha pek çok yargıç olaylardan uzak tutulur. Teröristler de davalar sonucu tek tek serbest bırakılır.
İtalyan politika sınıfı, sadece sağcılar değil, fakat istisnasız olarak tüm kanatlar, çıkarları ve politik karları için bu şiddet olaylarından faydalanmışlardır. Bu sınıf bu saldırılardan doğrudan ya da dolaylı yoldan faydalanmıştır.


ETA-GLADIO İŞBİRLİĞİ İLE ÖLDÜRÜLEN İSPANYA BAŞKANI: CARRERO BLANCO





İspanya Başbakanı Carrero Blanco, 11 Aralık 1973'te teröristler tarafından öldürüldü. Yapılan araştırmalarda herhangi bir ipucuna rastlanamadı. Daha sonra cinayeti ETA'nın işlediği anlaşıldı. Cinayeti işleyen ETA komandoları ise iki gizli servisin gözetimi altında çalışmalarını sürdürüyorlardı.
Gerçekleşene kadar iki ayrı gizli servis de olaya destek veriyordu. Ve İspanyol gizli servisleri güvenlik görevlilerine birçok kez müdahale etti. Ayrıca İspanyol polislere de, teröristlerin durdurulup rahatsız edilmemesi konusunda müdahale ettiler.
1973 Ocağında Madrid'de pek çok terörist zanlısı saptandı. Ama onları yakalamak için hiçbir girişimde bulunulmadı.
Aynı yılın Şubat ayında bir İspanyol gizli servis görevlisi, Madrid'de bir kafede polisin aradığı teröristleri bulur. Bundan üst düzey yetkilileri haberdar ettiğinde bu konuya karışmaması konusunda uyarılır.
İspanya'da Baskların ETA'sı kontra bir güç olarak ortaya çıkarılmış ve İspanya Gizli Servisi CESID'le doğrudan bağlantılı olarak eylemlerini düzenlemişti. Akdeniz ülkelerinde aynı ETA özelliği taşıyan birtakım kontra örgütler de o ülkelerin gizli servislerinin yönlendirdiği biçimde hareket etmekteydi. SISMI-Kızıl Tugaylar bağlantısı bunun bir örneğidir.
ETA gerillası ile Der Spiegel dergisi arasındaki bir röportaj, Avrupa'nın iki büyük terör örgütü ETA-IRA bağlantısını ortaya koymaktadır:
SPIEGEL: ETA neden Başbakan Carrero Blanco'yu öldürüyor da eyaletbaşı olan Franco'yu öldürmüyor?
ETA: İnanıyorum ki bugün Franco'yu öldürmenin pek anlamı olmazdı. Bizce, Franco rejiminin devamlılığını sağlayan herhangi birini saf dışı bırakmak daha önemliydi. Basklara ve İspanyollara faşist rejimin sivri yönlerinin zedelenebilir olduğunu göstermek istedik.
SPIEGEL: Milli bir azınlıkla özellikle birlikte çalışıyor musunuz, örneğin IRA ile?
ETA: IRA ile ilişkilerimiz iyi, çok iyi...
Kızıl Tugaylar lideri Renato Curcio da, diğer terör örgütleriyle ilişkilerini "RAF ve Action Direct ile ilişkimiz vardı. ETA ve IRA ile temaslarımız oldu."  sözleriyle açıklamıştır.
17 Eylül 1982 tarihli Hürriyet gazetesinde de İspanya'da yayınlanan haftalık Actuel dergisinden alıntı yapılarak Mossad'ın Marsilya Mafyası aracılığıyla İspanya eski başbakanlarından Adolfo Suarez'e karşı planladığı suikast girişimi ve bunun önceden fark edilerek önlenmesinden bahsetmiştir. Bu da İspanya ve çevresinde dönen kirli dolapların sadece basına yansıyan küçük bir kısmıdır.


GLADIO: MOSSAD-P2 İTTİFAKININ YASADIŞI SOKAK GÜCÜ





P2 Mason Locası deşifre olan tek masonik kontrgerilla şebekesiydi. Fakat masonluğun sırlarını korumaktaki ustalığı düşünülürse, P2'nin bir istisna değil, diğer ülkelerdeki localara bir örnek olduğu gerçeği ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla kontrgerilla, masonluğun yasadışı sokak gücü olarak karşımızda şekillenmektedir.
Masonluk alt örgütlere kontrgerilla vasıtasıyla inebilmektedir. Bu örgütlenmeler arasında Adli Tıp, Savcılık ve Emniyet gibi önemli kademeler vardır. Dünyanın pek çok ülkesinde Mossad-Masonluk-Kontrgerilla zincirini bu kademelerde ezici güçler barındırmaktadır. Örneğin Adli Tıp kurumlarının bu örgütlenmenin izni dışında dışarı bilgi vermesi mümkün değildir. Kontrgerillanın temel özelliği ise aynen masonluk gibi halka kapalı olmasıdır. Bu gizlilik zaman zaman masonlar tarafından ancak "gerektiği kadar" deşifre edilir. Masonluk kontrolü dışında kontrgerilla'nın kendi kendini deşifre etmesi ise söz konusu değildir. Devletlerin kontrgerillayı açıklaması da aynı şekilde mümkün değildir. Zaten genelde, kontrgerilla hakkında soru sorulan kişiler de bu zincirin içinde yer alanlardan seçilmektedir. Bunun en iyi örneği "kontrgerilla açıklansın" diyen P2 Locası'nın önde gelen isimlerinden İtalya Başbakanı Andreotti ve yine "Kontrgerilla vardır" diyen P2 Locası Üstad-ı Azamı Gelli'dir. Aldo Moro cinayeti, savcı katliamları ve benzeri cinayetlerin faili P2 Locası, kontrgerillayı inkar etmek değil masonlukla bağlantısız göstermek amacını güdüyordu. Bu da masonların "gerektiği kadar deşifre etme" yöntemlerinin bir parçasıydı.
Mossad dünya üzerindeki hemen hemen tüm kontra hareketleriyle yakından ilişki içindedir. Hindistan'da Sihlerden, Sri Lanka'da Tamillere, Güney Afrika'da İnkatalardan Lübnan Falanj Partisine, Ermeni Asala Örgütü'nden Azerbaycan Milli İstiklal Partisi'ne, İtalya'da Kızıl Tugaylar'dan İspanya'da ETA'ya, Peru'da Aydınlık Yol Gerillaları'ndan Sırbistan'da Çetniklere, Yunanistan'daki 17 Kasım Örgütü'nden, Latin Amerika'daki bütün kontra hareketlerine kadar tüm kontrgerilla örgütlenmelerinde Mossad damgasına şahid oluyoruz.


GLADIO-TERÖR ÖRGÜTLERİ İLİŞKİSİ





Günaydın gazetesindeki bir haberde, Gladio'nun terör örgütlerine nasıl nüfuz etmesi gerektiği Kontrgerilla'nın kendi iç kitabı olan FM [Field Manuel (Sahra Talimnamesi)]'den alınarak verilmiştir:
FM 30-31B adlı dosyada Amerikan İstihbarat Örgütleri'nin birçok ülkede aşırı solun içine özel eylem grupları sızdırarak terör hareketleri düzenlediği bildiriliyor. Anarşi, terör örgütlerine sızan bu özel ajanlarla şiddetlendiriliyor.


Dünyanın hemen her yerinde sayısız terör örgütü faaliyet içindedir. Ama bunlar nedense Mossad, CIA gibi istihbarat örgütlerinin, ve bunların uzantılarının bütün çabalarına rağmen (!) bir türlü susturulamaz. Zaman zaman bu terör örgütlerinin birbiriyle bağlantılı olduğu ortaya çıkar, "uluslararası terörizm"den bahsedilir. Kimi zaman da bu örgütlerin CIA'nın, Mossad'ın hesabına çalıştığı ortaya çıkar, ama nedense hemen bu "zararlı bilgiler" hasır altı edilir, unutturulur.
Aslında bunlar bir gerçeği ortaya koymaktadır: Anarşist örgütleri Mossad-CIA ve bunun uzantısı olan kontrgerilla kurmaktadır. Bu örgütlerin ihtiyaç duyduğu istihbaratı da, parayı da sağlayan bu zincirdir. Kontrgerilla himayesi dışında anarşist örgütlerin yaşaması ise mümkün değildjr. Beslediği bu örgütleri, ihtiyacı kalmadığında ortadan kaldıran ise yine kontrgerilladır. Dünyadaki sağ-sol bütün önemli terör örgütlerini kontrgerilla yönetmektedir. Yüzlerce kişiden oluşan bir gizli örgütün halkın ve güvenlik güçlerinin gözünden kaçması mümkün değildir. Kontrgerilla, himayesinde olan terör örgütlerinin istihbarat ve koruma görevini yapar. Haklarında yapılan ihbarları izleme, takip, vs. gibi bahanelerle gizler, zaman zaman uygun gördüğü tarihlerde uygun aralar ve uygun şartlarda bu örgütlerin içinden kurbanlar alır. Bu kurbanlar en alt militan kesimden olabileceği gibi en üst kademelerinden de olabilmektedir.


Masonluğun yasadışı sokak gücü konumundaki kontrgerillanın normal ideolojiler içerisinde mücadele imkanı yoktur. Komünizm ve faşizm gibi iki yapay ideolojiyi kullanır. Komünist ya da faşist idolojiye bağlı militanlar kendilerini kısa sürede kontrgerilla alanında bulurlar. Çünkü bir komünistin genişçe örgütlenmeye, istihbarata ihtiyacı vardır. Bir faşistin örgütünde yaptığı cinayetlere göz yumulmasına, cephanesinin saklanmasına, yakalandığında hapishaneden kaçmaya ihtiyacı vardır. Kontrgerilla bu imkanları sağlar. İzni olmadan da hiçbir terörist örgütün yakalanması söz konusu değildir. Her terör örgütünün gelişmiş bir istihbarata gereksinimi vardır. Özellikle devlet teşekküllerinde bilinen kendileri hakkındaki bilgiyi öğrenmeleri gerekir. Bu da ancak kontrgerilla ile mümkün olmaktadır.


İtalyan kontrgerillası Gladio, milliyetçi, vatansever geçinen sokak serserilerine, mafya takımına, para, kadın ve de sadist zevklerini tatmin edecek ortamı fazlasıyla sağlamaktadır. Kontrgerillanın gücünü görmüş, sıkıntısını çekmiş birçok aydın ise "bükemediğin bileği öp" mantığıyla, zamanla kontrgerilla saflarında yer almaya başlamıştır. Kontrgerilla gücü, üst düzey devlet memurlarına uygun bir dille hissettirilir, gerekli uyarılar yapılır. Örneğin, İtalya'da Adli Tıp görevlileri kilit noktalardaki adamları bilir ve bunlardan çekinirler.


14 Kasım 1991 tarihli Hürriyet gazetesi, Gladio'nun terör örgütleri ile arasındaki bağlantıyı açıkça ortaya koymaktadır:


İşine geldiği zaman sağ terör örgütlerinin, işine geldiği zaman da sol terör örgütlerinin içine sızan, sonra da bu örgütleri birbirine düşüren, bu örgütleri kullanarak terör olaylarını kışkırtan ve bunlara ayrı ayrı sabotajlar yaptırtan Gladio'yu köşeye sıkıştırmak imkansızlaştı.


CIA ajanı David Galula da şöyle söylüyor:
...İlk adım, şuursuz terörizm: Şuursuz terörizmden maksat ayaklanma hareketleri ve sebepleri için fazla alaka toplamak ve halkın dikkati bir defa çekildikten sonra gizli olarak bulunan tarafları cezbetmektir...


İkinci adım, seçilmiş terörizm: Seçilmiş terörizm çarçabuk, şuursuz terörizmi takip eder. Bundan maksat isyanı bastırmakla görevli olan tarafı halktan uzak tutmak, halkı mücadeleye sokmak ve asgari olarak halkın pasif suç ortaklığını temin etmektir.


Bu da memleketin muhtelif yerlerinde bazı kimseleri, hala en yakın teması olan küçük rütbeli hükümet memurlarını, polis, postacı, belediye reisi, belediye meclis azası ve öğretmen gibi insanları öldürerek yapılır. Yunanistan'da giriştiği sansasyonel saldırılarla kendisinden söz ettiren "17 Kasım Terör Örgütü"nün askeri silah ve teçhizat kullandığı ve askeri personeli bünyesinde istihdam ettiği ileri sürüldü. Bu ipuçları örgütün Kızıl Tugaylar gibi kontrgerilla olduğu iddialarını gündeme getirdi.