29 Mart 2010 Pazartesi
ALMANYA'DA "ULTRA-MASCULEN" HOMOSEKSÜELLİĞİN DOĞUŞU
20. yüzyılın başında Almanya, "cinsel özgürlük" akımının dünyadaki en önemli kalesi durumundaydı. Alman toplumunun Hıristiyanlıktan hızlı kopuşu, cinsel ahlakın da hızla erimesine yol açmış ve eskiden sapıklık sayılan pek çok anormal "cinsel tercih" rahatlıkla uygulanır hale gelmişti. Bunların başında da homoseksüellik geliyordu.
Almanya'daki bu atmosfer içinde hızla gelişen homoseksüellik, kısa sürede örgütlenmeye de başladı. Bu işin önderliğini yapan ilk önemli isim, Karl Heinrich Ulrichs (1825-1895) adlı bir avukattı. 14 yaşındayken 30 yaşlarındaki bir Alman erkek tarafından iğfal edilen Ulrichs, bir süre sonra, bu olayın ruhunda var olan homoseksüelliğin ortaya çıkmasına yarayan bir şans olarak yorumlamaya başlamıştı. Bunun ardından da homoseksüelliği meşrulaştırmaya yönelik ideolojik bir taban yaratmaya çalıştı. Homoseksüelliğin iradi bir sapıklık değil, bazı insanların doğasında var olan kalıtımsal bir özellik olduğu şeklindeki açıklamayı ilk kez o ortaya attı ve geliştirdi. Bu durumu, "bir erkeğin bedeninin bir kadının ruhunu taşıması" olarak yorumluyordu. 1862 yılında bu "erkek bedenli kadın ruhlu üçüncü cins"i tanımlamak için de, eski Yunan kaynaklarından bulduğu "Uranien" terimini ortaya attı. Ve Almanya'daki homosekseüller kısa süre içinde kendilerini "Uranienler" olarak tanımlamakta gecikmediler.
Ulrichs'in "teorik" çalışması 1895'teki ölümünün ardından daha da büyük bir yaygınlık kazandı. Komünist Manifesto'dan esinlenerek ortaya atılan "dünyanın tüm Uranienleri birleşin!" sloganı Almanya'da çoğalmaya başlayan "gay bar"larında sık sık duyulur oldu. I. Dünya Savaşı'nın ardından kurulan Weimar Cumhuriyeti'nde ise, homoseksüeller Avrupa'da ilk kez varlıklarını açıkça duyurdular ve toplum tarafından "tanınmak" istediler. Münih ve Berlin, dünyanın en önemli "homoseksüel merkezleri" olarak anılıyorlardı.
Ulrichs'in ardından homoseksüel hareketin liderliğini üstelenen kişi ise Magnus Hirschfeld (1868-1935) adlı ünlü Yahudi bir fizikçiydi. Hirschfeld, kendisi gibi homoseksüel olan, Max Spohr ve Erich Oberg'le birlikte, Bilimsel-Hümaniter Komite'yi (Wissenschaftlich-Humanitares Komitee) kurdu. BHK'nın iki temel amacı vardı:
1. Ulrihcs'in felsefesini ve çalışmalarını geliştirmek ve
2. Alman toplumunda homoseksüelliğin legal ve normal bir davranış olarak kabul edilmesini sağlamak; bu amaçla da Alman Ceza Kanunu'ndaki homoseksüelliği yasaklayan 175. maddeyi kaldırmak.
Bilimsel-Hümaniter Komite'nin lideri Hirschfield, "travesti" kelimesini de ilk kez kullanan ve lügatlara sokan kişiydi. Bununla, kadın kıyafetleri giyen erkekleri kast ediyor ve bu tavırlarıyla ruhlarındaki "feminenliği" (dişiliği) ifade ettiklerini savunuyordu. Hirschfield, 1919 yılında ise Berlin Seks Araştırma Enstitüsü'nü kurdu. Derneğin amacı, homoseksüellik hakkında araştırmalar yapmak ve bu davranışın "normal" olduğunu bilimsel yöntemlerle sözde ispatlamaktı.
Ancak BHK ve Enstitü çatısı altında gelişen tüm bu homoseksüel örgütlenme, 1900'lü yılların başından itibaren farklı bir homoseksüel fraksiyon tarafından şiddetle eleştiriliyordu. Bu ikinci tür homoseksüeller, BHK çevresindeki homoseksüelleri "feminen homoseksüeller" olarak tanımlıyor, kendilerini ise "maskülen (erkek) homoseksüeller" olarak adlandırıyorlardı. En çok karşı çıktıkları şey, "erkek bedeninde kadın ruhu" teorisiydi. Bunun basit ve aşağı bir davranış olduğunu savunuyor, buna karşı kendi homoseksüelliklerinin ahlaki yönden en üstün cinsel davranış olduğunu öne sürüyorlardı.
Bu "maskülen" ya da "maço" homoseksüellerin "erkek bedeninde kadın ruhu" teorisine karşı çıkmalarının nedeni ise, aslında kadın karakterini aşağı görmeleriydi. Onlara göre kadın; zayıflığın, güçsüzlüğün, başarısızlığın, köleliğin temsilcisiydi. Buna karşılık erkek; gücü, iktidarı, mükemmelliği temsil ediyordu. Feminen homoseksüellere, kadınsılaştıkları için antipati duyuyorlardı. Kendi homoseksüelleklerini ise, "erkekler arasındaki sevgi" olarak adlandırmışlardı.
Bu "maskülen homoseksüellik akımının öncüsü, Adolf Brand adlı bir Almandı. 1896 yılında, Der Eigene (Özgün) adlı dünyanın ilk homoseksüel dergisini yayınlamaya başlayarak sesini duyurmuştu. Der Eigene'nin sayfalarına bakıldığında, BHK çevresindeki feminen üslubun tam aksine, son derece "maço" bir üslup göze çarpıyordu. En önemli nokta ise, bu maço üslupla ifade edilen ideolojik söylemdi: Şiddetli bir nasyonalist, ırkçı ve antisemit eğilim vardı Der Eigene'de. (Ancak bu antisemitizm, ilerde inceleyeceğimiz gibi, Siyonistlerle Alman ırkçıları arasında kurulacak olan ittifakın da temelini oluşturacaktı). Tarihçi George L. Mosse, bu konuda şunları yazıyor:
Der Eigene'nin hemen her sayısında ve her sayfasında ırkçı ideolojiye rastlamak mümkündü. Derginin 1926 yılında yayınlamaya başladığı Rasse und Schonheit (Irk ve Güzellik) adlı ekten çok daha önceleri bile, Cermen ırkının erkeksi karakteri sık sık vurgulanıyordu. Elele tutuşmuş ve çırılçıplak kaslı bedenlere sahip Alman erkeklerinin resimleri, Almanya'daki belirgin doğal güzelliklerin önünde poz vermiş şekilde yayınlanıyorlardı. Brand'in yazdığı "Üstün Adam" adlı bir şiirde ise Alman ırkının erkeksi güzelliği vurgulanırken, Yahudilerin feminen karakterinden bahseden antisemit ifadeler kullanılıyordu. Efeminen homoseksüel hareketin lideri olan Magnus Hirschfield'ın bir Yahudi oluşu da Der Eigene'de sık sık vurgulanıyordu.
Der Eigene çevresinde örgütlenen maskülen homoseksüeller, kurmakta oldukları ırkçı homoseksüellik için gerekli olan ilhamı da, ırkçılığın bizzat kendisi gibi, antik Pagan kültüründe buldular. Özellikle de, maskülen homoseksüelliğin tarihteki en önemli merkezi olan Eski Yunan, bu faşizan homoseksüeller için ideal bir model haline geldi.
Etiketler:
adnan oktar,
ahir zaman,
antisemit,
antisemitizm,
arkası,
darwinizm,
düşmanlığı,
faşist,
faşizm,
harun yahya,
kapitalist,
kapitalizm,
naziler,
perde,
rusya,
terör,
yahudi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder