29 Mart 2010 Pazartesi
FAŞİSTLER YA DA NEO-PAGANİSTLER
Faşizmin öncüleri, kurdukları ideolojik sistemin temel dayanaklarını antik Pagan dininde buldular. Hıristiyanlık, ırkçılığı ortadan kaldırmakla ve şiddete karşı çıkan barışçı bir ahlak getirmekle, faşizmin temellerini yok etmişti; bu temellerin yeniden kurulması için de Hıristiyanlık öncesine dönmek şarttı.
Bu eğilimin en önemli temsilcilerinden biri, faşizmin de en büyük kuramcılarından biri sayılan Friedrich Nietzsche idi. Nietzsche, Hıristiyanlığa karşı büyük bir nefret duyuyor, bu dinin Alman ırkının ruhunda (volkgeist) var olan savaşçı ve dolayısıyla sözde asil özü yok ettiğine inanıyordu. Deccal (Anti-Christ) adlı kitabıyla Hıristiyanlığa saldırmış, Böyle Buyurdu Zerdüşt adlı kitabıyla da eski Pagan kültürünün içeriğini savunmuştu. Nietzsche, ırkçılığın da öncülüğünü yapıyor, insanları basit, sefil insanlar ve üstün-insanlar olarak ikiye ayırıyordu. Nietzsche'nin açtığı yolda ilerleyen faşizm, kısa süre içinde Nazizm'i üretmekte gecikmeyecekti.
Faşist ideolojinin hayal ettiği ideal devlet kavramı da aslında Pagan kültüründen geliyordu. Tarihin en kapsamlı totaliterizm tasvirlerin biri, Platon'un Devlet adlı kitabında ortaya koyduğu modeldi. Platon, bu kitabı yazarken o dönemde Yunan yarımadasının en önemli şehir devletlerinden biri olan Sparta'yı model olarak benimsemişti. Askerler tarafından yönetilen otoriter bir rejime sahip olan Sparta'daki en yüce ideal ise savaştı.
Dolayısıyla, faşizmin ideologları hem ideolojilerinin psikolojik temellerini hem de ulaşmak istedikleri modeli Pagan kültüründe buldular. Bunun sonucu ise, Hıristiyanlığa karşı büyük bir nefret ve geniş çaplı bir neo-Paganizm hareketiydi. Eski bir Pagan sembolü olan gamalı haç, bu nedenle faşizmin en ünlü sembolü haline geldi.
Almanya'da Nazi ideolojisinin gelişiminde en büyük rollerden biri olan ve Aryan ırkı ile ilgili teorilerin gerçek babası sayılan Jorg Lanz von Liebenfels, gamalı haçı ilk kez kullanan kişiydi. Lanz'ın kurduğu Ordo Novi Templi adlı örgüt, tamamen Paganizmin yeniden doğuşuna adamıştı kendini. Lanz, Cermen Pagan dininin Tanrı'larından biri olan "Wotan"a taptığını açıkça ilan etmişti. Ona göre Wotanizm, Cermen halkının özgün diniydi ve ancak bu dine dönmekle kurtulabilirlerdi. Gamalı Haçı ise, Wotan'ın sembolü olduğu için seçtiğini söylüyordu. Ordo Novi Templi tarafından yayınlanan derginini adı ise Ostara idi; yani Wotan'ın eşi olduğu düşünülen dişi-tanrı.
Lanz ve benzeri neo-Pagan ideologların açtığı yolda ilerleyen Nazizm, neo-Paganizmi geniş ölçüde topluma da empoze ettiği. Nazilerin en önemli ideoloğu olan Alfred Rosenberg, Hıristiyanlığın, Hitler önderliğinde kurulan yeni Alman Krallığı (III. Reich) için gerekli olan spritüel enerjiyi sağlayamadığını, bu nedenle Alman ırkının antik pagan dinine geri dönülmesini açık açık savunmuştu. Rosenberg'e göre, Naziler iktidara geldiklerinde Kiliseler'deki İnciller ve haç sembolleri kaldırılmalı, yerlerine gamalı haçlar, Hitler'in Kavgam adlı kitabı ve Alman yenilmezliğini temsil eden kılıçlar yerleştirilmeliydi. Hitler Rosenberg'in bu görüşlerini benimsedi, ancak toplumdan büyük tepki alacağını düşünerek söz konusu yeni Alman dini teorisini uygulamaya geçirmedi.
Ancak yine de önemli neo-Paganizm uygulamaları yaşandı Nazi rejimi sırasında. Hitler'in iktidarı ele geçirmesinden bir süre sonra, Hıristiyanlıktaki kutsal günler ve bayramlar yok olmaya ve yerlerine Pagan dininin kutsal günleri konmaya başlandı. Evlilik törenlerinde "Yer Ana" ya da "Gök Baba" gibi Pagan tanrılarına seslenilir oldu. Haç sembolleri ve her türlü Hz. İsa resmi kademeli bir biçimde okullardan ve hastanelerden çıkarıldı. 1935 yılında okullarda öğrencilere Hıristiyan duaları yaptırılması yasaklandı. Ardından Hıristiyanlıkla ilgili derslerin tamamı kaldırıldı.
SS Şefi Heinrich Himmler, Nazi rejiminin Hıristiyanlığa bakışını şöyle ifade ediyordu: "Bu din, tarih içinde taşınmış olan en büyük veba mikrobudur. Ve ona öyle muamele etmek gerekir".
Nazizmin ideolojik ve "ruhsal" temelini oluşturan bu neo-Pagan uyanış, daha az derecelerde de olsa, diğer tüm faşist modellerin ortak noktasıydı. Mussolini de antik Roma kültürünü canlandırmaya kalkmıştı. Ayrıca, Neron'un mirasına özenerek kendisini yarı-Tanrı Sezar statüsüne çıkarmaya çalıştı. Milizia Fascista adlı resmi dergi, Faşist İtalya vatandaşlarına şu çağrıyı yapıyordu: "Tanrıyı sevmekten bir an bile geri kalma. Ama unutma ki, İtalya'nın Tanrısı Duce'dir".
Mussolini sözde "Tanrı"lığını sadece lafta bırakmamış bunu aynı zamanda koyduğu kanunlarla da uygulamaya geçirmeye çalışmıştı. İbrahimi dinlerin temelinde yer alan "On Emir"e karşı, "Faşist On Emir"i yazdırmıştı. Bu neo-Pagan On Emir'in 8. maddesi "Duce her zaman haklıdır" hükmünü içeriyordu.
Bu yarı Tanrı Duce çılgınlığı İtalyan toplumunda gerçekten etkili olmuştu. Maria Macciocchi'nin Faşizmin Analizi'nde yazdığına göre;
Güneyli köylü kadınları "Mussolini Tanrı-İnsan" diyorlardı ve Duce'nin harman dövmesine bakarak şöyle haykırıyorlardı: "Tanrı bize ekmek veriyor, bunu bize harmanda döğüyor, bizde onu koruyoruz".
Mussolini, genç nesli faşist sisteme uygun bir şekilde yetiştirmek için "Balilla" adlı bir çocuk örgütü kurmuştu. Balilla'nın "Credo"su (temel inançları-"amentü"sü) "Kutsal Papa'nın şahsında faşizme inanıyorum" diye başlıyor, "Mussolini'nin dehasına iman ederim" sözleri ile devam ediyordu.
Bu örnekten de anlaşıldığı gibi, Mussolini'nin dini otoriteye yaklaşımı Nazizm'den biraz farklıydı. Aslında her iki faşizm versiyonu da temelde aynı amaca sahiptiler; ideolojilerinin antik Pagan kültürüne dayandırılarak meşrulaştırılması. Ancak bu neo-Paganizmi uygularken Nazizm Kilise'ye büyük bir baskı uygulamıştı. Buna karşın, Mussolini Kilise'ye biraz daha ılımlı yaklaşmış, ve böylece bu kurumu faşizme destek verecek hale getirmeye çalışmıştı.
Aradaki bu yöntem farklılığı, Nazizm'in İtalyan faşizminden daha güçlü olmasının bir sonucuydu aslında. Hitler, Kilise'yi açıkça ezmekten çekinmeyecek kadar büyük bir otoriteye sahipti. Oysa Mussolini, bu denli radikal bir girişimi göze alamadı; hem Hitler kadar güçlü değildi, hem de Kilise'nin gücü İtalya'da Almanya'ya göre çok daha büyüktü.
Oysa Mussolini'nin din düşmanlığı, 1915'de Lausanne Halk Sarayı'nda şunları söylemesine yol açacak kadar keskindi: "Allah yoktur; din, bilim karşısında bir saçmalıktır. İnsanlar için bir hastalıktır". İktidara gelmesinden önceki yıllarda da La Lima adlı gazetede "gerçek dinsiz" takma adıyla dine açıkça saldıran yazılar yazmıştı.
Faşizm ile ilgili bu bilgilerin ardından sonuç olarak şunu söylemek mümkündür: Faşizm, Hıristiyanlık ve İslam gibi evrensel dinlerle hiçbir şekilde bağdaşamaz. Bu nedenle de, tüm faşistler neo-Pagan bir ideolojik ve psikolojik temele sahiptirler. Kimi zaman bu neo-Paganizmi Hıristiyanlığa ya da İslam'a uyumlu bir görüntü altında sürdürürler. Ancak dinin içini boşaltıp onu neo-Paganizme kılıf yapmaktan başka bir anlam taşımayan bu sahte dindarlık, faşizmin her türlüsünün Nazizm kadar din aleyhtarı olduğu gerçeğini değiştirmez.
Ve bu gerçek, bizi çok daha ilginç bazı sonuçlara ulaştırır. Faşizm, neo-Paganizmi benimserken, doğal olarak dini ahlakı reddedip Pagan kültürlerindeki "ahlak" anlayışını benimsemiş olmaktadır. Bu söz konusu Pagan ahlakı, ilahi dinlerce şiddetli bir biçimde yasaklanan pek çok gayr-ı ahlaki hatta sapkın davranışı serbest kılmakta, hatta kimi zaman desteklemektedir.
Faşizm ile homoseksüellik arasındaki çok ilginç ve son derece örtülü ilişkinin kökeninde de bu gerçek yatmaktadır.
Etiketler:
adnan oktar,
ahir zaman,
antisemit,
antisemitizm,
arkası,
darwinizm,
düşmanlığı,
faşist,
faşizm,
harun yahya,
kapitalist,
kapitalizm,
naziler,
perde,
rusya,
terör,
yahudi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder