29 Mart 2010 Pazartesi

KARL MARKS'IN BULANIK GÖRÜNTÜSÜ


Marks, "Sosyalizmin Babası", sömürülen işçi sınıfının en büyük "koruyucusu", materyalizmin ateşli savunucusu ve dinin de en büyük düşmanlarından biriydi. "Proleterler"e bir yeryüzü cenneti vaadediyordu. Şartı ise yeryüzü dışındaki cennetten umudu kesmekti. Bu noktada, aslında kapitalist Batı görüşüyle ortak bir noktada, "dindışı"lıkta birleşiyordu. Hem kapitalizmin hem de sosyalizmin ortak parolası olan "yeryüzü cenneti yaratma" fikrinin felsefi kökenini, Bosna-Hersek Devlet Başkanı Aliya İzzetbegoviç şöyle yorumlamıştı:

Yahudi Dini edebiyatında Mesih, öç alan ve adaleti icra eden kişi olarak övülmektedir. Yahudi adaletinin esas tutumu işte budur. Burada, yani dünyadaki cennet fikri özünde Yahudidir ve sadece içeriği bakımından değil, kaynağı itibarıyla da öyledir. Bu kalıbı Aziz Augustin Hıristiyanlığa, Marks ise sosyalizme intibak ettirmiştir. Yeryüzünde cennet isteyen bütün ihtilaller, ütopyalar, sosyalizmler ve diğer akımlar özünde Eski Ahit'ten (Tevrat) ileri gelmektedir, Yahudi kökenlidir.

Sosyalbilimci Karl Popper de Marks ile Eski Ahit arasındaki paralellikten sözediyor, "Marksizm'in ortaya attığı türder kehanetlerin mantıksal nitelik açısından çağdaş fiziğin kehanetlerinden çok, Eski Ahid'in kehanetlerine benzediğini" söylüyordu.

Marks'ın geçmişine bakmak bu tezleri doğrulayacak bilgileri karşımıza çıkarmaktadır. Marks, Batı Prusya'da Yahudi bir ailenin oğlu olarak doğmuştur. Babası Heinrich'in esas adı Hirchel Halevi'dir ve bir Talmud öğrencisidir. Dedesi ise hahamdır. Marks'ın yazdığı ilk makale Yahudi sorunlarıyla ilgili olmuştur. Marks'ın ailesi de birkaç nesildir Talmud öğrencileri yetiştirmektedir. Hirchel'in erkek kardeşi Truer de Başhahamdır. Heinrich Marks, Hanrietta Pressburg adında Nijmegen'li bir hahamın Macar kökenli kızıyla evlenmiştir. Bu ideolojik evliliğin sonuçlarından birisi de Karl olmuştur.
Böyle bir ortamda yetişen Marks, zamanla ekonomik konularla ilgilenmeye başlar. Geliştirdiği felsefeyi ise, doğal olarak Tevrat ve Kabbala'dan etkilenerek ortaya koyar. İngiltere'de Yahudilerin yayınladığı Jewish Chronicle gazetesine göre, Marks'ın ontolojisi (yaradılış bilgisi), kitabı (yazıyı) kullanışı, gerçek anlayışı, yabancılaşma ve özgürlük anlayışının Hebrew Bible (Tevrat) ile ve hahamların tefsire dayalı tercümeleriyle derin alakaları vardır. Buna kriter olarak Marks'ın yabancılaşma ve özgürlük teorileri sürgünden bir dönüş gibi, Lurianic Kabbala gibi anlaşılmalıdır. Fishman, Marks'ın sosyal gerçek anlayışında Yahudiliğe dayalı bir yan bulduğunu ortaya koymuştur.

Marks'ın felsefesinin bir de "metafizik" boyutu vardı. Kabbala'dan esinlenen Marks'ın, bunun bir sonucu olarak "Satanizm" (şeytana tapınma) ile de ilginç bağlantılar kurmuştu kafasında. Malachi Martin The Keys of This Blood adlı kitabında Marks'ın Satanizme olan ilgisini şöyle belirtir:

Gençlik dönemlerinde, Berlin Üniversitesi'nde Karl Heinrich Marks, kin duygusunu depreştiren çok tehlikeli törensel bir tür satanizme ilgi gösterdi. O günden sonra yazdığı şiirleri "Oulanem"e adadı. "Oulanem" Şeytan için kullanılan mistik bir isimdi.

Marks'ın "renkli" kişiliği bunlarla da sınırlı değildir. Var olup olmadığını incelemeye çalıştığımız sosyalizm-kapitalizm birlikteliğinin ilk örneği belki de Marks'tır. Çünkü, garip ama gerçek, ateşli burjuvazi düşmanı Karl Marks, İngiltere'nin en büyük "burjuva"sı Yahudi banker Rothschild ve benzerleri ile ilişki içindeydi. Eustace Mullins anlatıyor:
Marks'ın ekonomik görüşleri City of London'daki banka kuruluşlarının ve özellikle The House of Rothschild (Rothschild Bankası)'in görüşleri ile tamamen uyumlu idi. Karl Marks'ın Moskova'da değil, Londra'da görülmüş olmasının bir raslantı olmaması gibi, Rusya'daki Bolşeviklerin zaferinin Rothschild'lerin ve onların cemiyetlerinin Çar'ın Avrupa ve New York bankalarında sakladığı 1 milyon doları getirmiş olması da bir raslantı değil. Marks'ın Jenny von Westphalen'le olan evliliği aracılığıyla İngiliz aristokrasisiyle olan yakın ilişkisini de çok az kişi bilir.

Bunun yanısıra Marks, devrin mason locaları ile de yakın işbirliği içindeydi. Almanya'da Adam Weishaupt'un örgütlediği Illümine masonların kurduğu "Bund der Gerechten" (Doğrular Birliği) Marks'ın ilişki içinde olduğu loca idi. Bu locanın ismi daha sonra "Bund der Kommunisten"e dönüştü. Marks ve Engels Komünist Manifesto'yu bu loca için kaleme aldılar. Manifesto'nun 20 yıl boyunca yazar ismi olmadan çıkmasının nedeni buydu.

Komünist Derneği'ni yöneten Illümine masonlar Karl Marks'dan Bavyera Illümineleri'nin programını bir manifesto şeklinde hazırlamasını istediler. Marks, 1847 Aralığında çalışmalarına başladı. Çalışmanın adı da Komünist Manifesto oldu. Marks'ın burada yaptığı, Bavyera Illüminelerinin kurucusu olan Adam Weishaupt tarafından 70 yıl önce geliştirilen devrimci prensip ve programlarını gün ışığına çıkarıp düzenlemekti.

Komünist Manifesto'yu hazırlayan üçüncü kişi de yine Yahudi bir aileden gelen Jean Laffite idi... Gerçekte Komünist Manifesto'nun başlangıcı üç zengin burjuvaya dayanıyordu; Marks, Engels ve Laffite.

Eski Ahit düşüncesinin sosyalizme etkisine bir örnek de Engels. Marks'ın dava arkadaşı Engels de Yahudiliğe büyük "sempati" duyuyor ve Yahudi haklarını her zaman ısrarla savunuyordu: "Engels'de daha sonra antisemitizme karşı koymuş ve onu Alman yönetici sınıfının silahı olarak nitelendirmiştir.

Engels'in Yahudilik hakkında oldukça ilginç bazı görüşleri vardır:

Yahudilere çok şey borçluyuz. Heine ve Boerne Yahudiydi. Marks safkan bir Yahudiydi. Lasalle Yahudiydi... En iyi arkadaşlarımızın büyük bölümü Yahudi. Şu anda hapisteki arkadaşım Victor Adler, Parlamenter fraksiyonun en önemli üyesi Paul Singer Yahudi. Ve ben bunların arkadaşım olmasından gurur duyuyorum. Zaten ben de "Garten Laube" tarafından Yahudi olarak tanıtılmıştım. Gerçeği söylemek gerekirse bir Herr von olmaktansa bir Yahudi olmayı isterdim.
Bütün bunların yanında Marks, bir çeşit Yahudi aleyhtarlığı da geliştiriyor, "para Yahudinin ilahıdır" diyordu. Bu çelişkiler içinde komünizmin asırlar boyu taşıyacağı yapay antisemitizm ve anti-kapitalizm geleneğinin de ilk örneklerini sergiliyordu. "Burjuvazi örgütü" olarak nitelendirilen masonluğun Marks'ın ardından komünizmin yayılması için gösterdiği gayret de ilgi çekiyordu. Paris Komünü'nde "kahramanca çarpışan" loca üyeleri akıllarda kalıyordu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder