29 Mart 2010 Pazartesi
ADOLF HİTLER'İN İLHAM KAYNAKLARI VE CİNSEL EĞİLİMLERİ
Hitler'in öncelikle ideolojik ilhamları tümüyle homoseksüellere dayanıyordu. Nazi liderinin büyük hayranlık duyduğu ve kendisiyle özdeşleştirdiği isimlerin başında, "Prusya militarizminin kurucusu" olan Büyük Frederick (1712-1786) gelirdi. Prusya devletini kurduğu güçlü ve demir disiplinli ordu sistemi ile güçlendiren ve işgal ettiği topraklarla bir imparatorluğa dönüştüren Frederick, "maskülen homoseksüellik" akımının da en önemli temsilcilerinden biriydi. Ünlü bir homoseksüel olan Frederick, öte yandan kadınlara karşı büyük bir nefret duyuyordu. Alman tarihçi Igra'ya göre:
Frederick kadınların tümünden nefret ederdi. "Die frau" kelimesi onun gözünde her zaman için basit ve aşağılayıcı bir sıfattı... Bir kraliçeye sahip olması gerektiği için bir evlilik yapmıştı, ama hiçbir zaman gerçek bir koca hayatı yaşamamıştı. Öte yandan ordusundaki askerleri de hep bekar kalmaya zorlamıştı. Orduda eski Alman (Töton) şövalyelerine ve Tapınak (Tampliye) şövalyelerine has olan cinsel bozulmaların yayılmasına da destek olmuştu.
Frederick'in savaşı bir siyaset aracı olarak değil de, kendi içinde kutsal bir varlığa ve amaca sahip bir kavram olarak görüyordu. Savaş, başlı başına kutsal bir şeydi ona göre.
Bu fikirlerin Frederick'ten de ünlü bir savunucusu yaşıyordu yine 19. yüzyılda; Friedrich Nietzsche. Şiddeti ve ırkçılığı meşrulaştıran teorileriyle ün kazanan Nietzsche, aynı Frederick gibi militarist bir "erkek uygarlığı" istiyor ve kadınlardan nefret ediyordu. Kadınları "köle ahlakı"nın en iyi temsilcileri olarak algılıyordu; onlar ancak üreme işine yarayabilecek bir tür alt-insan sınıfıydılar.
Nietzsche hiçbir zaman evlenmemişti ve dahası bir kadınla cinsel ilişkiye girdiğine dair hiçbir kayıt yoktu. Ancak cinsel ilişki sonucunda bulaşan bir virüs nedeniyle 44 yaşında aklını yitirerek ölmüştü. Sigmund Freud'a ve Carl Jung'a göre, bu virüsü İtalya Cenova'daki bir homoseksüel randevuevinde kapmıştı.
Savaşı yücelten, kadın karakterini aşağılayan ve ırkçılığı körükleyen Nietzsche, "maskülen homoseksüelliğin" en büyük ideoloğu olarak tarihe geçti. Onu bir yol gösterici edinen insanların başında da Hitler geliyordu. İktidara geldiğinde, Alman gençliğinin Nietzsche'nin doktrinleri ile eğitilmesini sağlamak için Friedrich Nietzsche zum Gedachiniserbaut (Friedrich Nietzsche'yi Anma Merkezi)ni açtı.
Nietzsche'nin yakın bir dostu ve yine Hitler'in çok büyük ilham kaynaklarından biri olan besteci Richard Wagner de bir homoseksüeldi. 1903 yılında Hans Fuchs'un yazdığı Richard Wagner und die Homosexua1itat (Richard Wagner ve Homoseksüellik) adlı kitapta anlatıldığına göre, Wagner sanatı homoseksüel özgürlüğün bir aracı olarak görüyordu.31
Tüm bunlar, Hitler'in homoseksüelliğe karşı en azından son derece sempatik yaklaştığını göstermektedir. Homoseksüel kişilere rahatça hayranlık besleyebilmesinin ve kurduğu hareketi homoseksüellerle doldurmakta sakınca görmemesinin anlamı budur.
Peki acaba Hitler'in kendisi de bir homoseksüel miydi?
Bu konuya kesin bir evet cevabı vermek zor. Ancak bu yönde ciddi bazı işaretlerin var olduğunu da belirtmek gerek. Ancak bir daha da önemli bir nokta daha var: Hitler, homoseksüellikten daha da öte bazı cinsel sapmalara sahipti.
Hitler'in psikolojik dünyası ile ilgili araştırma yapan iki ünlü isme, Waite ve Langer'a göre, Hitler'de çok az insanda rastlanan bir cinsel sapma vardı; koprofillik, yani insan dışkısından tahrik olma. Her iki araştırmacıya göre de, Hitler bu sapıklığını hayatı boyunca dört sevgilisiyle de paylaşmak istemişti. Ve belki bu nedenle bu dört kadının hepsi de Hitler'le olan beraberliklerinin ardından intihar girişiminde bulundular, ikisi başardı.
Aslında Hitler'in bir homoseksüel olabileceğini, ya da en azından yaşamının bir döneminde homoseksüel ilişkilere girdiğini gösteren kanıtlara rastlamak da mümkündü. Lagner'in yazdığına göre, gençlik yıllarında eşcinsel ilişkiler için kendilerini kiralayan insanların kaldığı bir otelde kalıyor ve belki de bu nedenle polis kayıtlarına, bir "cinsel sapık" olarak geçiyordu.
Hiçbir zaman normal (heteroseksüel) insanların yanında rahat edememiş, rahatlığı her zaman homoseksüellerin yanında bulmuştu. Langer, Hitler'in "çıplak erkek bedenlerini seyretmekten büyük bir haz aldığını" belirtiyor. Ve şöyle ekliyor:
Hitler'in normal kişilerden çok, eşcinsellerin yanında rahat ettiği doğrudur. Strasser'ın belirttiğine göre, kişisel koruyucularının hepsi eşcinseldir. Rauschning, Hitler'in eşcinsel eşi olduklarını söyleyen iki oğlana rastladığını belirtmiştir. Hitler'in, eşcinsellerin, arkadaşları için kullandıkları "Bubi" adını kullandığı büyük bir olasılıkla doğrudur.
Kısacası, faşizmin "spritüel" enerjisini oluşturan neo-Paganizmin önemli bir parçası olan cinsel sapmaların, Hitler'de de var olduğunu söylemek mümkündür. SA'ların homoseksüel kimliği, Führer'leri ile uygun düşmektedir. Kaldı ki Hitler'in diğer kurmaylarına bakıldığında, Nazi Partisi'nin adeta bir "eşcinseller klanı" olduğu ortaya çıkmaktadır:
Etiketler:
adnan oktar,
ahir zaman,
antisemit,
antisemitizm,
arkası,
darwinizm,
düşmanlığı,
faşist,
faşizm,
harun yahya,
kapitalist,
kapitalizm,
naziler,
perde,
rusya,
terör,
yahudi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder